El-Aziz Samini - Hoşgeldiniz - El-Aziz Samini

 

 

 

-HOŞGELDİNİZ-

El-Aziz Samini
Açılış sayfası yapın Sık kullanılanlara Ekle Bize Yazın Siteyi Arkadaşına Öner

HALİT HOCA EFENDİ



VİDEOLAR
HOCAEFENDİNİN 1. SENE ANMA PROGRAMINDA
 TALİP DARTAY HOCAMIZIN HATİM DUASI
http://youtu.be/3Ycra-moX3M


HOCAEFENDİNİN VEFATININ 1. SENE ANMA PROGRAMI  http://youtu.be/WYMQ5Q6zFj8


TALİP- HOCAEFENDİ  http://youtu.be/yT29bqkm5bU

HOCAEFENDİ   http://youtu.be/M8aRrNEm-K8
HALİD ÇAKMAK  http://youtu.be/7wgowg1vPuQ
HALİD HOCA EFENDİ 1  http://youtu.be/qA_fq9kOoNA
ELAZIG IN MANEVİ DİNAMİKLERİ  http://youtu.be/JlGqmbF3faI
HALİD HOCA EFENDİ 2    http://youtu.be/cBv3uwyj9uU

Hatme halit hoca efendi  http://youtu.be/oog7hx_pII8

Halit hoca efendi3  http://youtu.be/shdy0E-sX 

HALİT HOCAFEDİNİN CENAZE GÖRÜNTÜSÜ http://youtu.be/f7LNBXSJmEs

HALİT HOCAEFENDİDEN DERLEMELER
http://youtu.be/1p98Yt1uCis

Elazıg eski müftülerden Hacı Ömer BİLGİNOGLU
 http://youtu.be/GGuC21zjFxA

İçerik

 

Duyurular

Şu an bu bloğun içeriği yok.

Üyelik

Kullanıcı Adı

Şifre

Üye Değilseniz? Hemen Tıklayın.

Toplam Ziyaret

Şu ana kadar
440473
sayfa izlenimi aldık. Başlangıç: Şubat 2007

On-Line Durum

Şu an sitede, 5 ziyaretçi bulunuyor

Mahmud SAMİNİ Hazretlerinin Menkıbeleri


Mahmud Samini Hazretlerinin Çok Bilinmeyen Bazı Menkıbeleri         
Şeyh Ali Septi Hazretleri Samini Hazretleri’ne çok özen gösterdiğinden, çekemeyen ihvanlar çok olmuştur. Hatta Şeyh Ali Septi Hazretleri’nin hanımı bunlardan biridir. Hanımı Esma Hatun bir gün Şeyh Ali Septi Hazretleri’ne sitem ederek demişki; sen çocuklarını ihmal ediyorsun. Mahmut’u tutmuş, bütün emeğini ona sarf ediyorsun. Şeyh Ali Septi Hazretleri susmayı tecih etmiş. Bir gün Samini Hazretleri, Şeyh Ali Septi Hazretleri’ne gelirken, Şeyh Ali Efendi, Esma Hanım’ı çağırmış buyurmuş ki, Esma köprünün üzerinde biri geliyor, gel bak bakalım kimdir. Esma Hanım bakıyor ve diyor ki; efendi yerden bir yükselmiş, gökten de bir nur inmiş, içinde de birisi var tanıyamıyorum. Şeyh Ali Septi Hazretleri buyurmuş ki; Esma iyi bak. Esma Hanım dikkatlice bakınca, yavaşça demişki; Efendi bu gelen Mahmut’dur. Şeyh Ali Efendi Hazretleri  de gülümsemiş.

  

          Bir gün Camide Şeyh Ali Septi Hazretleri ile Samini Hazretleri yalnız konuşurlarken, Çarşı başı’lı Şeyh Sait Efendi kapıyı açmış, bakmış geri dönmüş. Şeyh Ali Septi Hazretleri buyurmuş ki; Mahmut gelen sözlerimizi işitti mi acaba? Allah vereydi de işitmeyeydi. Samini Hazretleri buyurmuş ki; Efendi işitmedi, işitse de bir şey anlamaz.

 

            Bir gün Şeyh Ali Septi Hazretleri ile Samini Hazretleri birlikte cemaatla otururken; bir kişinin boğulup  Murat nehrine atıldığını, su ile birlikte geldiğini görmüş. Şeyh Ali Septi Hazretleri buyurmuş ki; Mahmut ahirette bunun gibi kaç kişiyi kurtarabilirsin. Samini Hazretleri büyük bir miktar söylemiş. Şeyh Ali Septi Hazretleri o sırada abdest tazelemek için cemaatten ayrılmışlar. Samini Hazretleri buyurmuş ki; ben efendiden utandım, diyemedim. Öldürülüp suya atılan gibi suç işleyen, Ümmet-i Muhammed’in dörtte üçünü kurtarmaya gücüm yeter ve kurtarabilirim.

           

Bir gün Palu’nun Hun (Beyhani) köyü halkı Şeyh Ali Septi Hazretleri ve müritlerini yemeğe davet etmişler. Davete icabet sünnettir. Şeyh Ali Efendi ile müridleri tümüyle bu davete icabet etmişler. Bildiğimiz pilav gelmiş sofraya.  Pilavın üzerinde büyük bir et parçası bulunuyormuş. Şeyh Ali Septi Hazretleri o büyük lokma eti eline alarak buyurmuş ki; bu lokmayı kim çiğnemeden yutarsa o veli olacak. Kimsenin gözü kesmemiş. Samini Hazretleri demiş ki, efendi bana ver. Şeyh Ali Septi Hazretleri takdim edince, Samini Hazretleri hemen çiğnemeden yutmuş. Bu hal ölümle karşı karşıya gelmektir. Bununla Şeyh Ali Septi Hazretleri müridlerin bağlılık durumlarını tecrübe etmektedir. Bütün müritler içinde bu tecrübe ve imtihanı Samini Hazretleri kazanıyor.

Hani derler ki; “korkak bezirgan, ne kâr eder, ne zarar”.

           
            Aşağı Mahalle halkı Samini Hazretleri ile Şeyh Ali Septi Hazretleri’nin aralarını açmak için birkaç defa Şeyh Ali Septi Hazretleri’ne demişler ki; Samini Hazretleri seni kabul etmiyor. Diyor ki benim Şeyhim Mevlana Halit Hazretleri’dir. (Aşağıda arz edeciğim olayı Şeyh Ali Septi Hazretleri’nin hizmetçisi Haci Ali babama bizzat nakletmiş ve bende bizzat babamdan dinlemişim).

Olay şöyle oluyor:

 Haci Ali’nin anlattığına göre; yine bir gün halk Şeyh Ali Septi Hazretleri’nin huzurunda toplanmışlardı. Yine dediler ki Samini Hazretleri seni kabul etmiyor. Şeyh Ali Septi Hazretleri beni çağırdı buyurdu ki; Ali git Mahmud’u çağır, boynuna sarığını dola ve çarşının içinden çeke çeke al getir. Ben de gittim, Samini Hazretleri’ni çağırdım. Efendi seni istiyor, dedim ve hemen geldi. Kendisinin evi çarşı başındaki hamamın arkasında idi. Kapıdan çıktı, birkaç adım attık, (ben utandığımdan sarığımı boynuna dolamak istememiştim) bana dedi ki; efendi sana böyle mi getir, yoksa sarığını boynuna dola da öyle mi getir dedi. Ben dedim ki, efendi sarığını boynuna dola getir dedi. Hemen kendi sarığını söküp boynuna bağladı, ucunuda benim elime verdi. Ben kendisini caminin arkasından götürmek istedim, tereddüt edip durdu. Bana dedi ki; Bu yoldan mı getir, yoksa çarşının içinden mi getir dedi. Bende, Çarşının içinden getir dedi, söyledim. Amma ben seni  bu halkın gözleri önünden nasıl böyle götüreyim dedim. Buyurdu ki; Yok, efendinin dediği gibi olacak. Sarığın bir ucu boynunda, bir ucu da benim elimde olduğu halde çarşının içinde beraber Şeyh Ali Septi Hazretleri’nin huzuruna geldik. Cemaat çoktu. Şeyh Ali Septi Hazretleri buyurdu ki;Beni kabul etmeyen adam, benim huzuruma hiç bu şekilde gelir mi? Söyleyenler çok mahçup ve mahzun oldular.

 

Şeyh Hasan Efendi Kiğıli Ulaşoğullarından bir kadın almış. Ulaş oğulları ile yakınlık kurmuş. Aynı vaziyette  Şeyh Mahmut Samini Hazretleri de  Ulaşoğulları ile yakınmış. Ulaşoğulları’nda bir taziye varmış.  Şeyh Mahmut Samini Hazretleri oraya taziyeye gitmiş, dönüşte cuma gecesi Şeyh Ali Septi Hazretleri’nde misafir kalmış. Hatm-i Hacegan kurmuşlar. Şeyh Ali Septi Hazretleri’nin oğullarının hepsi, Şeyh Mahmut Samini Hazretlerinin’nin halkasında kalmışlar. Hatim bitmiş ve Şeyh Ali Septi Hazretleri buyurmuş ki; Mahmut Efendi benim oğullarımı niçin teveccüh etmedin? Mahmut Samini Hazretleri de demişki; Efendi ben utandığımdan senin huzurunda teveccüh etmedim. Şeyh Ali Septi Hazretleri buyurmuş ki; Mahmud’u sevmeyen insan değildir”.

 

 

Çarşıbaşı’lı Ziya Hoca’nın kayın pederi olan Şeyh Sait Efendi’nin değirmen önündeki bahçesine Kadiri dervişleri girmiş ve meyvelerin den toplamışlardı. Şeyh Ali Septi Hazretleri emrediyor, buyuruyor ki; ikindi ezanı zamanı idi, perde açıldı. Abdulkadir Geylani Hazretleri bir doğan şeklinde Şeyh Sait’i pençeleriyle havalandırdı, ben havalanıp dolaştım yetişemedim, Mahmut yetişip Sait’i Abdulkadir Geylani Hazretleri’nin elinden alıp kurtardı.

 

Şeyh Abdullah’i Melekan-i Hazretleri ve Mahmud Samini Hazretleri ikisi de Şeyh Ali Septi Hazretleri’nde misafir iken, mevsim de sonbahar olduğundan yağmur yağma ihtimali varmış. Şeyh Ali Septi Hazretleri buyurmuş ki; Mahmut kalk damı loğla. Samini Hazretleri dama çıkmış loğ sesleri başlamış. Şeyh Ali Septi Hazretleri buyurmuş ki; Abdullah kalk bak, Mahmut damı loğluyor mu?  O da, efendi loğluyor, ses geliyor demiş. Şeyh Ali Septi Hazretleri buyurmuş; ben sana diyorum git bak!  Abdullah Efendi mecburen gitmiş bakmış ki, Samini Hazretleri damda oturuyor, loğ kendi başına gidip geliyor.

 

                        Samini Hazretleri’nin kahvecisi (gelen misafirlere kahve pişiren zat) Mustafa Hoca (namı diğer Murikanlı Mustafa Hoca), Samini Hazretleri’ne demiş ki; Efendi bana Hazreti Hıdır’ı(Hızır Aleyhisselam) göster. Aradan zaman geçmiş bir gün üniformalı bir paşa Samini Hazretleri’ne misafir olmuş. Samini Hazretleri o zata çok hürmet etmiş. İkindi namazına yakın, o zat abdest alıyor ve Mustafa Hoca da su döküyormuş. Bu anda Samini Hazretleri o muhterem zata der ki; Abdestini al ikindi namazını birlikte kılalım. O zatı muhterem de buyurur ki; ben ikindi namazını Şam’da kılacağım.O zat abdestini alır ve Samini Hazretleri o zata caminin duvarına kadar eşlik eder. Mustafa Hoca ile beraber dönerler. Samini Hazretleri emreder der ki; Mustafa o adamı geri çağır bir sözüm daha kaldı söyleyeyim. Mustafa Hoca Maço’ya kadar gider, adamı bulamaz ve geri döner gelir. Der ki; Efendi o adamı bulamadım, o adam kimdi? Sen hiç bir kimseye böyle kıymet verip, hürmet etmezdin. Samini Hazretleri emreder ki; Sen benden bir vakit Hızır’ı istemiştin. O da gelmişti, sen bir şey anlayamadın, ben ne yapayım”.

            Samini Hazretleri’nin  Miyadun’lu Mehmet Efendi adında bir halifesi vardı. Bu zat Palu’nun Zeve Cimşidiye Mahallesi’nde bir hanede misafir iken, sabah namazını bahçelerde Samini Hazretleri’nin arkasında  kılmak için çok erkenden kalkar ve yola devam eder. Cirik Mevkiine gelir. Orda bir adam duruyormuş. Adam Mehmet Efendiye diyor ki; Mehmet Efendi nereye gidiyorsun? der. Mehmet Efendi de cevaben; Ben gidip sabah namazımı şeyhimin arkasında kılacağım. O zatta buyuruyor ki; Benimle beraber burda kılsak olmaz mı? Mehmet Efendi;  hayır olmaz, ben şeyhimin arkasında kılacağım der. O zat-i muhterem de buyuruyor ki; Senin şeyhin benden büyük müdür? Mehmet Efendi de; ben onu bilemem, ben şeyhimin arkasında namaz kılarım, deyip yoluna devam eder. Samini Hazretleri ile sabah namazını kıldıktan sonra, Samini Hazretleri emreder; Miyadunlu o Hızır aleyhiselamdı.  Mehmet Efendi de arz ederki; Efendi o senin sayende bana görünüyor, evvelce başka vakitlerde niçin görünmedi?

           

          Samini Hazretleri bir sene çok fakir düşer ve borçlanır. Kayınbiraderi Arif Ağa ile Feriz’lerin Şerif Ağa durumadan haberdar olurlar. Mevsim güz zamanıdır. Herkes bol miktarda kavurma yaptıkları halde, Samini Hazretleri bir keçi yavrusu kavurma yapar. Arif Ağa, Şerif Ağa’ya derki; Samini Hazretleri bu sene fakir düşmüş, birimiz etini alalım, birimiz de yağını alalım, bol miktarda kavurma yapsınlar. Çünkü Samini Hazretleri’nin misafirleri çoktur. Bu düşünce ile Samini Hazretleri’nin huzuruna giderler. Biraz zaman geçtikten sonra Samini Hazretleri emreder, der ki; Arif ve Şerif biriniz eti alacak ve diğeriniz de yağı alıp benim kavurma ihtiyacımı temin edecek düşüncesi ile buraya gelmişsiniz. Ben bunu kabul etmem. Benim bir keçi yavrusu kavurmam bana yeter, bir daha böyle şeye teşebbüs etmeyin. Aynı sene Samini Hazretleri’nin Erzurum’da ki ihvanları katırcılarla beraber 400 mecidiye para göndermişler. Katırcılar da parayı Mecit Efendi’ye o da Samini Hazretleri’ne götürmüş durumu anlatmış. Samini Hazretleri çok darıldı ve dedi ki; Mecit paraları getirenlere ver, sahiplerine versinler. Mecit Efendi babama şöyle demişti; Geri götür sahiplerine versinler dediği zaman, benim hatırımdan geçti ki, bu parayı Allah rızası için sana göndermişler, alsaydın hiç olmazsa borcumuza verir kurtulurduk. Aradan zaman geçmişti ve ben mutfakta idim. Kapıyı açtı, iki elini kapının iki tarafına koydu ve dedi ki;Mecit sen para ister misin?  Anladım ki bana yüklü miktarda altın verecek, hemen kaçtım.

            Samini Hazretleri’ne kahve pişiren Mustafa Hoca’nın hatırından geçer ki param olaydı da güzel bir elbise yaptıraydım. Bu düşünce ile bir hayli zaman kalbi meşgul olur. Samini Hazretleri bir gün emreder ki; Mustafa bostanlara iri köpekler zarar veriyorlar. Mustafa Hoca bahçeyi gezer ve köpek göremez. Gelir der ki; efendi hazretleri köpek yoktur. Bostanlara girmemişler. Samini Hazretleri emreder der ki; Mustafa git falan ağacın altında dur.Bunun üzerine Mutafa Hoca işaret edilen ağacın altında bir miktar bekler. Samini Hazretleri bir zaman sonra; Mustafa ağacın altında ne gördün? der. Mustafa Hoca; Efendi hazretleri bir şey görmedim der. Samini Hazretleri emreder; Bir şey görmedin diyelim, işitmedin de mi?

 Mustafa Hoca; işittim, arı sesleri gibi sesler geliyordu. Samini Hazretleri emretmiş; o seni meşgul eden elbise meselesidir, sen bundan vazgeç.

            Palu kazasının Cimşidiye Mahallesi’nden Şeyh Mustafa namında bir kimse, askerden firar ettiği için Palu’da pek serbest gezip bir iş yapamıyordu. Bundan dolayı çoluk çocuğu perişan bir durumdaydı.  (kendisi bizzat rivayet ediyordu, bende bu şahsı yakından tanıdım) Şey Mustafa dedi ki; Erzincan vilayetinde tütün pek fazla kıymetli olduğundan,  iki beygir yükü tütün yükledim ve Erzincan’a vardım. Tütünlerle hayvanları bir yere bıraktım, Erzincan vilayeti içerisinde tütünlere müşteri arıyordum. Birisi elini omuzuma koydu; Mustafa ne zaman geldin? dedi. Dönüm baktım ki bir askeri paşadır, ben korktum. Kayınbiraderim Cuma ile aram açık olduğundan, öyle ise beni ihbar etmiş, ben yakalandım dedim. Beni dairesine götürdü. Öğlen zamanı idi, sonra da evine götürdü. Ben halen endişedeydim. Kapıyı dövdü içeriden hanımı o kimdir dedi.  Kumandan hanımına hitaben; şeyhin köyünden bir adam getirdim dedi.  Hanım o kadar memnun oldu ki tarifi mümkün değil. Yemek yedikten sonra, tütünleri getir satalım dedi. Tütünleri getirdim, pay pay ettiler, o kadar para verdiler ki masanın üzeri para ile doldu. Paraları aldım, kumandan bana hitaben dedi ki; Sen Samini Hazretleri’ni iyi görmüş müsün? Bende her zaman görüyorum dedim. Söyle bakalım Samini Hazretleri’nin yüzünde ne nişan var? dedi. Samini Hazretleri’nde celal sıfatı galip olduğundan hiç kimse yüzüne dikkatli bakamazdı, ben de bakamazdım. Nişanı veremedim. O zat buyurdu ki; yüzünün şuralarında şöyle şöyle benler var. Daha sonra bana bir bohça eşya verdi, bunu benden Samini Hazretleri’ne hediye götür dedi.  Ben Palu’ya geldiğim günün ertesi günü, Samini Hazretlari’nin oğlu Mecit Efendi geldi dedi ki; babam diyor ki, Erzincan’dan getirdiği bohçeyi getirsin.  Ben de bohçeyi o büyük evliyaya götürdüm. Bohçeyi benim yanımda açtı, içinden bir çubuk çıktı. Dedi ki;Mustafa diğer eşyaların hepisi sana. Siz Palu’lular beni tanıyamıyorsunuz, senden nişanımı sordu sen cevap veremedin. Buyurdu ki;Bu zat bana bir mektup yazmıştı, cevabını vermiştim. Yanıma da gelmemiştir. Eğer bu zat Erzincan’ın tamamını bana gönderse idi, bu çubuk kadar makbul olmazdı.

            İmam efendi hazretleri buyuruyor diyor ki; Ben Samini Hazretleri’ndeydim, biri geldi dedi ki; Efendi öyle bir hoca gelmiş ki hiçbir alime ağız açtırmıyor. Samini Hazretleri buyurdu ki; Bize deseler sen hocasın ben derim ki ben mollayım, bize deseler sen şeyhsin ben derim ki ben dervişim. Bu anda o hoca da geldi. Dedi ki efendi ben geldim seninle imtihan olayım. Hoca efendi bazı ayeti kerimeleri okuyarak manaya başladı ve her mana verdikçe Samini Hazretleri buyuruyorlar ki; hoca efendi şu ayeti kerimenin manası şöyle olsa daha uygun değil midir? Samini Hazretleri her böyle söyledikçe hoca efendi de cevaben, evet efendi öyle, daha uygun ve doğru olur dedi. Bu durum biraz devam etti.  Samini Hazretleri sohbete başladı, hocada ses yok. İkindi namazını kıldık, Samini Hazretleri buyurdu ki; hoca efendi biz epeyce konuştuk, biraz da siz konuşun biz dinleyelim. Hoca efendi dedi ki; efendi hazretleri biz bir ayeti kerimeye bir mana verirken, siz on mana veriyorsunuz. Benim hocam bu kitaplardır; senin hocan ise Allah-u Azimuşandır. Sırtına bir boru koymuş ondan alıp söylüyorsun, benim bilgim bu kadardır. Bu hoca efendi meşhur Küçük Müftüdür. Bilahare Samini Hazretleri’ne intisap etmiştir.  Samini Hazretleri bu zatı bir yaz günü cami de süluke koymuş,  süluk halinde iken hocanın bardağı dolup taşmaya başlamış. İşin ne olacağını Samini Hazretleri bildiği için, caminin kapısını kilitlemiş ve anahtarını almış.  Bu sırada Mecit Efendi caminin önünden geçiyormuş, hoca efendi bağırmış ; Mecit kapıyı aç, ben Allah olmuşum. Mecit Efendi de gidip Samini Hazretleri’ne söylüyor. Samini Hazretleri emrediyor ki: O ne dediğini bilmez Allah olmuşsa,  kapıyı niye açamıyor.

O gün de Samini Hazretleri’nde toplanmışlar, bu arada Samini Hazretleribir çok çuvalı hocanın sırtına verip dama çektiriyor. Hocanın o hali zayi olduktan sonra, yine hocayı cami ye koyuyor. Bu cihet de şunu gösteriyor ki Ahkam ilmi,  Esrar ilminin tesirindedir.

           
             Samini Hazretleri’nin Aligelmez mevkiinde, kendisinin yaptırdığı bir köprü varmış, bilahare bu köprü zedelenmiş. Bu sırada Samini Hazretleri’nin düğün merasimi bulunuyormuş. Palu’daki Nacarlar’ı çağırtmış, buyurmuş ki; benim düğün merasimim var, gelin bu köprüyü düzenleyin. Usta Nacarlar,  Samini Hazretleri’ne biz yapmayız diyerek cevap vermişler. Bunun üzerine davul çaldırtmış marangozların toplanmasını istemiş. Marangozlar hemen toplanmışlar ve demişler ki; efendi emret, köprüyü hemen yapalım. Köprüyü tamir etmişler. Nacarlar’a Samini Hazretleri emretmiş ki; siz insan sözünden anlamazsınız, siz ancak davul sesine koşanlardansınız, yemeğinizi yiyin gidin. 

            Cimşidiye mahallesinden Evrenos gilin Haci Bekir Ağa, Samini Hazretleri’nin mürididir. Bir gün Çarşıbaşı’nda Haci Bekir Ağay’a buyurmuş ki; ağa akşama sende misafirim. Haci Bekir Ağa da şeyhi geliyor diye biraz masraf edip, bir şeyler almak istemiş. Samini Hazretleri buyurmuş ki; Ağa hiçbir şeye lüzum yoktur. Ne bulursak onu yeriz.  Akşama doğru Hacı Bekir Ağa gile gelirler. Samini Hazretleri emreder;  ağa çubuğumu doldur(tütün içilecek ağızlık). Hacı Bekir ağa doldurur, Buyurur; ağa ateş koy. Ağa ateş koyarken, Samini Hazretleri bir ah çeker ve der ki; ağa senin şeyhin başka hiçbir şey için ah çekmedi, benim çektiğim ah şudur; ben irşada memur olduğum zaman zannederdim ki buranın kadınları bir veliye olurlar. Kadınlardan vazgeçtik, erkeklerinden de bir şey çıkmadı.

            Seydili köyünde Yusuf namında Samini Hazretleri’nin bir müridi varmış. Kadim bir adet üzre herzaman Cuma namazını Samini Hazretleri’nin Camiinde bahçede içinde kılarmış.  Bir ilkbahar mevsimi,  sularında coştuğu  bir Cuma günü Seydili Köyü’nden eşeğe binmiş gelirken;  yeni Palu ile bahçeleri birbirine bağlayan köprünün karşısına gelince, bakmış ki Camide ezan okunuyor. Köprüden geçmeye çalışsa  namaza kavuşamayacak, eşeğini hemen Murat nehrine sürmüş. Namazı edadan sonra, Samini Hazretleri emretmiş; su eşeğin neresine çıktı? Sofi Yusuf’da cevaben demiş ki; Sayenizde su ancak eşeğin nalını geçti. Samini Hazretleri emretmiş ki; Sofi bir daha böyle yapma.”

            Palu’nun Dükkanönü mahallesinden Ömer gilin Sofi Mehmet (bu şahsı bende gördüm) 120 yaşında Dükkanönü mahallesinde vefat etti. Cenab-ı Hak Rahmet eylesin (amin). Derdi ki; Samini Hazretleri’nin devri saadetlerinde Şeyh Hasan Efendi de müftü idi. Ramazan sonu ramazan ile bayram arasında ihtilaf oldu(bu gün ramazanmıdır, yoksa bayramıdır?). Şeyh Hasan Efendi adam göndererek; aman aman orucunuzu bozmayın, zira bugün ramazandır. Samini Hazretleri de haber gönderdi; bugün bayramdır, hemen oruçları bozun. Biz dedik ki; bizim başımız şeriata bağlıdır, orucumuzu bozmadık. Samini Hazretleri’nin adamları bozdular. İkindi namazı vakti idi, ispat geldi bizde bozduk. Samini Hazretleri orucunu bozmayanları bahçelerde toplamış buyurmuş ki; Rabia-yı Adeviye hazretleri devrinde de aynı hal vuku bulmuş, inanmamışlar o kadın ahaliye ayın doğduğunu göstermiş. Ben bir kadın kadar da olamıyormuyumum?  Gelin size gökteki ayın doğduğunu göstereyim. Bir erik ağacının altına bir kalaylı teşt(geniş yemek tepsisi) koymuş, hepsi de ayın doğduğunu görmüşler.

            Yine Ömer gilin Sofi Mehmet Yerkazan diyor ki;  biz çerçi(bir hayvanın sırtında mal satan) idik. Mevsim dutların olgunlaşma zamanı olduğu için,  pekmez arıyorduk. Samini Hazretleri’ne benimle kardeşim Mevlüt birlikte gittik. Ben Samini Hazretleri’ne dedim ki; efendi pekmez varmı? O da emretti; var, damdadır. Ekşimiştir amma alın, satılır. Ben hemen tuluklara(hayvan postundan yapılmış kab) doldurmaya başladım. Kardeşim Mevlüt geldi, parmağı ile ağzına biraz pekmez koydu. Bana, kardeş ne yapıyorsun?  Son derece ekşimiş, bu satılmaz, boynumuza kalır dedi. Ben de kendisine hitaben dedim ki; duymadın mı? Samini Hazretleri ne emretti. Dedi ki, alın satılır. Biz pekmezleri aldık Gonige(gonik köyü) götürdük, öyle bir satıldı ki tarifi mümkün değil, çokta para kazandık.

            Sekrat köyünden Veyis Fırat adındaki kişi yüz yaşına girdikten sonra vefat etti. Bu şahıstan ben bizzat dinledim,  şöyle diyordu; İbrahim Bey ile biraderi Rüştü Bey atlı, bizde onlara hizmet eden iki kişi yaya olarak Palu’nun Nacaran köyünden Palu’ya, oradan da Sekrat köyüne gitmek için hareket ettik. Gelirken yolda Rüştü Bey Samini Hazretleri’ni övmeye başladı. İbrahim Bey dedi ki; Rüştü sen Şeyhi bu kadar övüyorsun, yolumuz onun bahçesinden geçer. Orda ineriz, eğer şeyh bize bir vişne şurubu içirir ve birde yemek verirse, diyeceğim kalmaz. Biz bahçeye geldik, orada indik. Samini Hazretleri ile beyler konuşmaya başladılar, biz ayakta duruyorduk. Samini Hazretleri emretti; beyler bunlarda insandırlar, söyleyin de otursunlar. İbrahim Bey işaret etti bizde oturduk, Samini Hazretleri Mustafa Hoca’yı çağırdı, dedi ki; Mustafa mutfak bölümüne söyle, beylere vişne şurubu yapsınlar. Bu sırada İbrahim Bey, Rüştü Bey’i  bastırarak  epeyce konuştuktan sonra, İbrahim Bey kalkmak için müsaade istedi. Samini Hazretleri buyurdu ki;  yemeği de yiyin öyle gidin.  İbrahim Bey gitmek için ısrar edince,  Samini Hazretleri buyurdu ki; yemeği yemeden gitmek olmaz,  bunun için de Rüştü Bey’le  yolda  bahse girmediniz mi?.  Yemek geldi yedik, vedalaştılar, yola koyulduk. Palu’ya geliyorduk.  İbrahim Bey yolda Rüştü Bey’e dedi ki;  Rüştü Şeyh de Şeyh, amma  şeyhmiş.        

          

              Yine Veyis Fırat’dan dinledim, aynen şöyle diyordu;  Sekrat’li İbrahim Bey’in pederi Haci Necip Paşa ile eşi, İbrahim Bey’in annesi Haci Zekiye Hanım ile Suudi Arabistan’a Mekkeye hicaza gittiler. Palu’nun hacıları cümleten geldiler, Hacı Necip Paşa ile, eşi Haci Zekiye Hanım gelmediler. Bu yüzden İbrahim Bey pek endişeye düştü. O tarihte Palu’da telgrafhane yoktu. İki yerde vardı; biri Harput’da, biride Çarsancak’da, Peri’de vardı. İbrahim Bey iki yerden de telgraf çektirdi. Cevap gelmeyince çok üzülmeye başladı. Akşam vakti bana dedi ki; Veyis, yarın atları hazırla yine Şeyh’e gidelim. Belki ondan bir haber alırız.  Ben de atları hazırladım,  sabahleyin hareketle Samini Hazretleri’nin hanesine geldik. Samini Hazretleri ile İbrahim Bey bir hayli sohbet ettiler.  Kalkmak için İbrahim Bey müsaade istedi. Samini Hazretleri buyurdu ki; İbrahim Bey benim yanıma çok gelmiyorsun. Gelmiş iken biraz daha sohbet edelim.  İbrahim Bey dedi ki; babam ile annem hicaza gittiler.  Palu’nun bütün hacıları tamamen geldi, onlar gelmedi. Çok endişe içindeyim. Harput ile Peri telgraf dairelerinden, belki cevap gelir diye telgraf çektirdim ama nafile!  Onun için acele gitmek istiyorum. Samini Hazretleri buyurdu ki; Öyle ise gidiniz, akşam olmadan cevap gelir. Amma Palu’lular nezdime gelip keramet talep ederler, söylediğimiz gibi hal aynen zuhur eder, inanmazlar yine bize laf sayarlar. Hal bu ki bu bize iftiradır. Bizde sahtelik yoktur. Bu kelimeyi dediği zaman İbrahim Bey daha öceden Samini Hazretleri ile dalga geçtiği için çok mahçup oldu. Samini Hazretleri’nin elini öptüğü zaman yüzüne bakacak hali kalmamıştı. Biz Samini Hazretleri ile vedalaşıp ayrıldık. Zeve mahallesinde Çedenearkası mevkiine geldiğimizde İbrahim Bey güneşe baktı dedi ki; Veyis işte güneş batıyor. Şeyh gerek yalan söylemeye. Ben Sekrat’tan gelen yola baktım, birinin geldiğini gördüm, elinde de kağıt var. Adam geldi, İbrahim Bey’in hizmetçisi idi. Elindeki  kağıt  telgraf cevabı idi. İbrahim Bey aldı, okudu. Babası Hacı Necip Paşa yazıyordu; salimen geliyoruz, endişe edilecek bir şey yoktur.

       Bu arz edeceğim kerametin yaşayanı meşhur Hacı Ahmet Efendi Hoca’dır. Bu zat şöyle buyurmuş; Sekratlı İbrahim bey Harput uleması(alimleri) ile Meşayıhlarını(büyük şeyhlerini) Sekrat’a davet etmişlerdi. Beni,  Şekergilin Süleyman Efendi ile derviş Efendi’yi de çağırmışlardı.  Samini Hazretleri’ni de davet etmişlerdi. O sohbettin konusu,  evliya ve itikat yönünde idi.  Samini Hazretleri emrettiler ki;  Cenab-ı Hak velileri ile istişare etmeden bir şey yapmaz.  Ben parmağımla Süleyman’ı uyardım. Yavaşça dedim ki; Samini Hazretleri bizi Harput üleması ile meşayıhına karşı mahçup etti. Davet bitti. Ben,  Süleyman Efendi ve Derviş Efendi Samini Hazretleri ile birlikte Palu’ya geliyorduk. Samini Hazretleri buyurdu ki Ahmet sen sağıma gel, Süleyman sen de soluma gel, Derviş sen de arkamdan gel. Bana dedi ki; ben o mecliste bir şey söyledim, sen Süleyman’a dedin ki, Samini Hazretleri bizi mahçup etti. Ben yine diyorum, Cenab-ı Hak velileri ile müşavere etmeden (görüşmeden) bir şey yapmaz!
Benimle Süleyman efendi medresenin en üst kademesini okuyorduk, baş hocamız ders veriyordu dedi ki; Cenab-ı Hakkın öyle kulları var ki, onlarla istişare(fikir alışverişi) etmeden bir şey yapmaz. Ben Süleyman Efendi’nin yüzüne baktım, oda benim yüzüme baktı. Hocamız buyurdu ki, noluyor ben yanlış mı söyledim. Durum aynen öyledir. Biz dedik, hayır sen yanlış söylemedin. Samini Hazretleri bu ciheti bize çok evvelden söylemişti, biz endişe ettik. Şimdi tamamen inandık.
            Arz edeceğim bu ciheti de yine meşhur Hacı Ahmet Efendi anlatıyor. Diyor ki;  Samini Hazretleri bana dedi ki, Ahmet gel tarikata intisap et. Benim ilmim yüksek ve ilmin zirvesine çıkmış bir adam olduğum için kabul etmedim. Bir gece  Dükkanönü mahallesindeki evimde uyuyordum, Samini Hazretleri gökteki ayı gökten aldı, benim koltuğumun altına sokacaktı ki, ben bırakmadım. Sabaha yakındı, uyandım. Durumu anladım ki, benim esrar ilminden de nasibim var. Hemen kalkarak Samini Hazretleri’ne gittim. Sabah namazını birlikte kıldık. Ben elini öptüm, bana dedi ki; ben o ayı senin koltuğuna sokuyordum ama ne yaptımsa sen mani oldun, bırakmadın. Nasibin bende yoktur, benden sonra gelendedir, ona gidersin. Hacı Ahmet Efendi bilahare İmam Efendi Hazretlerine intisap etmiştir.

            Bu ciheti de İmam Efendi Hazretleri emrediyor buyuruyor ki : “Ben bir gün Samini Hazretleri’ne arz ettim ki; “Amasya’da bir müftü var,  kitap yazıyor.Herkes de okuyup istifade ediyor. Müsaade-i âliniz olursa ben de sizin manevi ışıklarınızı kaleme alayım. Halkın istifadesi olsun. Yüzüme bakıp buyurdu ki; Hafız, Allah’a aklı erenin dili lal, kendisi fakir(şöhretten uzak) olur. Dediğime bin pişman oldumsa da ne fayda,   bir kerre söyledim. Aradan uzun zaman geçti, ben yine Samini Hazretleri’nde misafirdim.  Palu kadısı geldi.  Samini Hazretleri hemen kadı efendiye sordu,  buyurdu ki;  Kadı efendi Amasya müftüsünün hali noldu.Kadı efendi de cevaben dediler ki; Amasya müftüsü Hazreti Ali ile Hazreti Muaviye hakkında kitap yazmış, kendisini mahkemeye vermişler. Demiş ki ben böyle yazmadım, matbaa yanlış yapmış. Kitabın aslını götürmüşler, matbaanın yanlış yazmadığı anlaşılınca, bu kerre de demiş ki; Muaviye benim akrabam oluyordu, bunun için böyle yazdım.  Mahkeme kendisini Harput’a sürgün etmiş. Halen Harput’dadır.

       İmam Efendi Hazretleri buyuruyor ki ; Samini Hazretleri bana buyuruyor ki; Hafız ne söylersen kitaptan söyle. Bunun iki faidesi var. Biri eğer o söz iyi bir söz ise kitap sahibine aittir, nefsine gurur gelmez; Eğer kötü bir söz ise, zararı kitap sahibine aittir, sana zarar gelmez. Bende duyduklarımı söylüyorum. Doğru ise ne ala, yanlış ise zarar söyleyenlere aittir.         

           

          “Gönül miratını safi mücella etsen olmaz mı?
            Cemali bariyi bu yüzden tamaşa etsen olmaz mı?
           
            Olup bir kamile bende, ana teslim dili kıl sen,
            Sorup hakkı sıvasından,  teberra etsen olmaz mı?
           
            Arefden okuyup dersi, hem olsan nefsine arif,
            Bilip hakkı,  ana bir hoş tevali etsen olmaz mı?
           
            Tahalluk eylesen halki Muhammet’le vucut içre,
            Sifetin Hakk sifeti ile müseffi etsen olmaz mı?
           
            Muradın vakıf olmaksa rumuzi li muallahe,
            Sedef asa dilu candan müseffi etsen olmaz mı?
           
            Yolunda can nişar edip visalın zevkuni bilsen,
            Özün müsteğrak nuri mücelle etsen olmaz mı?
           
             Huzur-u dilde bulup zevk eylesen daim,
            Cenab-ı Hakk’la daim canın muhayya etsen olmaz mı?
           
            Erip kesrette vahdet sarayına, ehli şuhut ol sen,
Vücudun alem içre muhayya etsen olmaz mı?
 

Nur-i vadetle münevver eyleyüp til til tahtını sen de,
Bu gömleğin Bedri’ya arşe mualla etsen olmaz mı?
 

 

 

Palu’nun Tepebaşı Mahallesinden Senem gilin Muhammet Tahir Efendi, Samini Hazretleri’nin mürididir. Kışın şiddetli zamanında zature hastalığına yakalanır. Ateşler içerisinde kıvranmaya başlar. Hizmetkarını Samini Hazretleri’ne gönderir. üzüm göndermesini istirham eder. O gece de Samini Hazretleri gilde çok misafir bulunuyormuş. Samini Hazretleri Mustafa Hoca’yı çağırır, der; bağa git, falan tevekte üzüm var. Sepeti doldur, al gel. Yağan kar kuşağa(Göbek boyuna) erişmiş vaziyettedir. Mustafa Hoca karları yara yara gider. Üzümü sepete doldurur, alır gelir. Her neden se, çakısını teveğin yanında unutur. Sabahleyin çakıyı almak için geri gider; tevek karın altında ama, bıçağını karın üzerinde bulur. Samini Hazretleri üzümün yarısını misafirlere ikram eder, yarısını Muhammet Tahir Efendi’ye gönderir. Hizmetkara Samini Hazretleri buyurur ki; ağana selam söyle, ben kendisinin burada bağbancısı değilim. Kendisinde ne var? Kendisi gitsin. Hizmetkar üzümü götürür. Ağası der ki; efendi ne söyledi? Hizmetkar da diyorki; sana selam söyledi ve ben kendisinin bağbancısı değilim,  kendisinde ne var dedi. (Bu ciheti de ben bizzat Muhammet Tahir Efendi’nin oğlu İzzettin Efendi’den dinledim.) Dedi ki; “babam çok hasta idi. Hizmetkarından Samini Hazretleri’nin emirlerini duyunca, babam anama dedi ki; yatağımı topla, annem de cevaben, sen çok hastasın, hava da çok soğuktur. Daha beter olursun dedi. Babam kızdı; kadın, duymadın mı hizmetkar ne söyledi. Efendimiz emretmiş ki kendisinde ne var, benim yatağımı topla ben daha iyi olurum. Hakikaten de iyi olup kalktı.

Somik gilin Necip Çavuş askerden üç dört defa kaçmış. Sebebi de ben gidip askerde ölürüm, hanımımı başkası alır düşüncesi bu imiş. En sonunda yakalamışlar ve de asker elbisesi  giydirmişler. Bu defa da kaçarsan idam edileceksin demişler ve sevk etmişler.  Mevsim armut zamanı. Yolu Samini Hazretleri’nin bahçedeki evinin arkasından geçermiş. Yolda iken Samini Hazretleri de armutları topluyormuş. Buyurmuş ki; Necip askere gitmekten korkuyorsun. Dersin ki, ben gider ölürüm, eşimi başkası alır. Gel şuradan çantana armut doldur ve hiç korkma. Gidersin, askerde de çavuş olursun ve yine döner gelirsin. Samini Hazretlerinin himmeti ile askere gider ve çavuş olur. Yine sağ - selim Palu’ya döner.

Bu olayı da yine İmam Efendi Hazretleri emrediyor. Şöyle buyuruyor: Ben Diyarbakır’da idim. Samini Hazretleri’nin Abdulcelil Efendi namında bir halifesi vardı. Maneviyatı epeyce ileri gitmişti, am çok da fakir düşmüştü. Diyarbakır’ın eşrafının yardımı ile mahkemeye aza tayin etmişlerdi. Maneviyatta ki varidatı(mevkisi,varlığı) elinden uçmuştu. Bu duruma dayanamayarak, bu vazifeye tayininden üç gün sonra istifa etmişti.  Bana geldi ve ben de efendimize git dedim. Gidemem çünkü beni bir daha kabul etmez. Ben sensiz ayak bile atamam. Ben de mecburen birlikte Palu’ya bahçeye geldik. Caminin içine girdik. Oturuyorduk ki, daha bizi görmeden hanei saadetten bağırdı; camide kimdir o, dışarı atın dedi ve üç defa tekrar etti. Biz çıkmadık, kendisi basamaklardan şiddetle inerek geldi, Abdulcelil Efendin’in kolundan tutarak kapıya attı. İki de şamar vurdu ve buyurdu ki; Biz ne yapıyorsak, sizin için yapıyoruz. Daha kabul etmiyorlardı, neyse neyse kabul ettiler. (İmam Efendi Hazretleri’nin “neyse neyse kabul ettiler” demesinden anlaşılan şudur; İmam Efendi istirham etmiş, Samini Hazretleri de kabul buyurmuşlar)

Samini Hazretleri bir gün Mustafa Hoca’ya emretmiş ki; “git bak Topal Eme gilin Ahmet Ağa’yı sor bakalım  nasıl?  Mustafa Hoca gitmiş Ahmet Ağay’ı sormuş. Hanımı demiş ki;  Ahmet Ağa iyidir. Hasta falan değil.  Bir müddet sonra yine emretmiş;  Mustafa,  git Ahmet Ağa’yı sor.   Mustafa Hoca yine gitmiş sormuş. Bu defa Ahmet Ağa pencereden cevap vermiş; efendi hazretlerinin ellerini öperim, ben hasta değilim, bende hiçbir şey yok.  Ahmet Ağa dönerek hanımına der ki;  efendi beni bugün iki defa sordu, bunda bir şey var. Mustafa Hoca gelir ve sözlerini Samini Hazretleri’ne söyler. Bir miktar sonra Samini Hazretleri emreder der ki; Mustafa kalk kazanı getir, suyu doldur. Ahmet Ağa vefat etti yıkayalım. Mustafa Hoca diyor ki; efendi ben şimdi ordan geldim, Ahmet Ağa sapasağlamdı. Samini Hazretleri celallanıyor, buyuruyor ki; Mustafa benim dediğimi yap! Haber geliyor ki Ahmet Ağa vefat etmiştir. Cenab-ı Hak rahmet eylesin.

Bu cihheti de bizzat konuşulurken dinledim. Mukayyit gilin  Abdullah  Efendi  diyordu ki: Ben küçükken babam Mustafa Efendi ile beraber Samini Hazretleri’ne gitmiştik. Uzun bir zaman sonra hizmetkar geldi; efendi tez gel, ev yıkılıyor dedi  babama.  Samini Hazretleri emrettiler ki; Mustafa namazı kılalım, beraber gidelim. Namazı kıldılar ve Samini Hazretleri ile babam, ben beraber bizim bahçeye geldik. Samini Hazretleri evin çevresini dolaştı buyurdu ki; Mustafa camide,  bu cemaattan bir kişi kalıncaya kadar bu ev yıkılmaz. Aradan çok zaman geçti, yıkılmadı. Ben büyüdüm, yaşım artık ilerlemişti. Bir gün hizmetkar gelip beni çağırdı, efendi gel ev yıkılıyor dedi. Ben de şöyle bir baktım ki, Samini Hazretleri’nin buyurduğu cemaattan kimse kalmamış. Dedim hemen içinde ne varsa çıkarın. İçindekileri aldılar, dam hemen çöktü.

Bu cihetti de ben dedem Hacı İsmail Ağa’dan bizzat dinledim, diyordu ki; Biz Palu tüccarları Diyarbakır’a mal almaya gidiyorduk. Samini Hazretleri’ne uğradık, ellerini öptük Bize buyurdu ki;  şeker ile kahve alın.  Biz ayrıldık. Onun müridi Alo gilin Mamo dedi ki;  Şeyhin şeker ile kahvesi bitmiş herhalde, ben işi anladım.  Diyarbakır’a gittik. Arkadaşlarım paralarının hepsini göne(hayvan postu) yatırdılar. Ertesi gün kahve on para pahalılandı. Ben de paramın hepsini kahve ve şekere yatırdım. Palu’ya geldik, şeri usule göre yaptığım ticaretten kuruşa üç kuruş kar ettim, gönleri satamadılar, Gaziantep’e götürdüler ve çok zarar ettiler. Mürşid-i Kamil’in sözüne inanmayıp, sui zandan mütevellit(kötü düşünceden dolayı)  bu hal başlarına gelmişti.

Alo gilin Mamo katırcı olup, ayyaş bir kimse imiş. Daima kız, kadın peşinde gezer, boş işlerle meşgul olurmuş. Bir gün gelir Samini Hazretleri’ne intisab eder. Katırcı olduğundan, yine Erzurum’a gitmiş. Bir kadının peşini takibe başlamış. Sokak başına gelince ne görsün; Samini Hazretleri kürsüde oturmuş, çubuğunu(sigara içilen ağızlığını) çekmektedir. Mamo kendisi bizzat bu hali rivayet etmektedir. Diyor ki; ben Samini Hazretleri’ni gördüğüm zaman düşündüm, bu hayaldir. Samini Hazretleri Palu’da, ben Erzurum’dayım. Tarikata girdiğim için bu bir evhamdır. İkinci sokaktan kadını takip ettim, yine aynı hal zuhur etti. Yine aldırmadım, üçüncü sokaktan kadını takip ettim; yine gördüm ki Samini Hazretleri sokak başında, kürsüsü üzerinde oturmuş çubuğu çekiyor. Bu kerre anladım ki, beni manen takip ediyor ve o kendisidir. Takipten vaz geçtim.  Palu’ya geldiğimde bir gün Samini Hazretleri ile namazı ifadan sonra elini öpmek istedim, buyurdu ki; Mamo Erzurum’da yaptığını gördüm. Bir daha böyle yaparsan belini kırarım. Bu zat vefat edince İmam Derviş Efendi gusletmiş. İmam Derviş Efendi  babam Hoca Mahmut Efendi’ye demiştir ki; ben Mamo’yu yıkarken üzerine atılan bir perdevardı. Hayaları üzerinden kaymıştı. Bir de baktım ki, Mamo kendi eliyle perdeyi hayalarının üzerine çekti.”

 

 

Hoşca bak zatına kim zübde-i alemsin sen
Merdumi aidei ekvam olan ademsin sen
 

Kiği kazasından iki kişi Samini Hazretleri’ni ziyarete gelirler. Biri Yusuf Efendi, diğeri de Hacı Mehmet Efendi. Bu zatlar Kiği kazasının Zağmak köyündendirler. Birkaç gün misafir kalırlar. Bu sırada Samini Hazretleri’nde mahsere(tolantı,sohbet) yapılır. Samini Hazretleri’nin beslemesi(küçükken alıp büyüttüğü kişi) Murat Nehri’nde pestil çarşaflarını yıkarken, her nasılsa bir çarşaf  boynuna dolanarak besleme Havva boğulur. Taziyeye otururlar. O sırada Kiğı’lı Mehmet Efendi’nin hatırından geçer ki; “bu nasıl evliya, beslemesi kapısının önünde boğuluyor kurtaramıyor.” O anda Samini Hazretleri buyuruyor ki; “Mehmet Efendi zaman gelecek sende boğulacaksın, bakalım seni kim kurtaracak.” Hakikaten de öyle oluyor. Bir gün Kiğı kazasının köyü olan Zağmak köyüne giderken Kiğı suyunda boğuluyor. Cenab-ı Hak rahmet eylesin. Amin.

Samini Hazretleri’nin devri saadetlerinde müritlerinden biri, Palu’da bulunan  kolordunun hayvanlarının arpa, ot ve samanlarını teahüt(ihale ile alır)eder. Hayvan yemlerini köylerden temine başlar. Epeyce ihtiyaç görülür. Mevcut parası biter, köylülerde borca vermezler. Müteahhit levazım müdürüne durumu anlatır. Para ver ki teahhüdümü devam ettireyim der. Müdür kendisini kovar. Bu hal birkaç defa tekerrür eder, parayı vermez. Adam bu kerre Samini Hazretleri’ne gider. İşi anlatır ve yardım ister. Samini Hazretleri buyurur ki;  ”sen o adamla karşılaştığında senin omuzlarında iki melek var, o adamın omuzlarında da iki şeytan var. O şeytanlar o adamı iğneliyor. Sen de saf ve temiz niyet ile o adama gitmesen paranı verir.” O efendi işi anlar cünüp olarak levazım müdürünün nezdine(karşısına) gider. Müdür güzel karşılar ve çok ikram eder. Hemen bordro tanzim edip, parasını öder. (El habisune lil habisat)kabilinden olur.

İmam Efendi Hazretleri buyuruyor; ”Bir gece alemi rüyada Samini Hazretleri ile beraber Diyarbakır’da idik. Bir evin kapısını dövdü,  bir adam gelip kapıyı açtı ve  içeri girdik. Sağ tarafta bir oda vardı, Samini Hazretleri ile birlikte odaya girdik.  Odada bir hasta vardı. Samini Hazretleri hastaya okudu, çıktık. Diyarbakır çarşısında geziyorduk. Bir mağazaya uğradık, bir levha asılı idi.  Samini Hazretleri emrettiler ki;  “Hafız Diyarbakır’a ayağın düşerse bu levhayı al,  bana getir.” Bu halde iken uykudan uyandım. Zaman geçti ayağım Diyarbakır’a düştü. Evi aradım buldum,  kapıyı dövdüm. Gece gelen adam kapıyı açtı, bende sağdaki odaya girdim. Hasta yatıyordu. Okudum, döndüm. Çarşıda gezerken o  mağazaya rastladım. Levha mağazada asılı idi. Ben de bedelini ödedim, aldım. Getirip Samini Hazretleri’ne takdim ettim.” Halen bu levha Şübe Hanım’ın çocuklarının yedlerindedir(himayesindedir). Levhada Ya Hafız yazılıdır.

Abdülmennan Zade Hacı Yusuf Efendi diyor ki; “ben katırcı idim. Beş-on katırım vardı. Mevsim kıştı ve iş de yokdu. Katırlar ve hizmetkar keseden yiyiyorlardı. Perişan olacağımı düşündüm, ama bahara yakındı. Samini Hazretleri’ne uğradım, elini öptüm. Buyurdu ki; “canın sıkılıyor, sefere çık inşallah işin iyi olur ve kazancın bol olur.” Ben de hizmetkarları ve katırları boş olarak aldım ve Harput’a gittim. İki gün bekledikten sonra katırlarımın hepsine de yük çıktı. O yıl çok para kazandım.”

İmam efendi Hazretleri emrediyor, buyuruyor ki; “Ben bir gece, alemi manada Ebubekir-i Sıddık Hazretleri’ni gördüm. Bana bir kağıt verdi. Üzerinde lafza-i Celal yazılı idi. Elime aldığım da kağıtta yazılı Lafza-i Celal, Kelime-i Tevhid olarak yazıldı. Sabahleyin Samini Hazretleri’nin huzuruna vardığımda; Samini Hazretleri buyurdu ki; “Hafız bu gece sen ne gördün?” Ben ses çıkarmadım. Üç defa tekrar etti ve buyurdu ki; “Hafız sen Hazreti Ebubekir’i gördün, sana bir kağıt verdi. Üzerinde Lafza-i Celal yazılı idi. Sen eline alınca yazı Kelime-i Tevhid oldu. Bu tarikatın sırrıdır. Sen niçin benden gizliyorsun ?”buyurdu.”

Yine İmam Efendi Hazretleri buyuruyor; “Bir gece mana aleminde, Samini Hazretleri ile beraberdik. Samini Hazretleri buyurdu ki; “Hafız çubuğumu doldur” doldurdum. “Ateş koy” dedi. Ateş koydum. Sabahleyin yine huzuruna gittim, yine emretti; “Hafız çubuğumu doldur” doldurdum. “Ateş koy” dedi, ateş de koydum. Buyurdu ki; “Hafız geceki gibi oldu.” Benim hatırımdan geçti ki çubuk içmese daha iyi olur. Buyurdu ki; “Hafız benim çubuğumla meşgul olmaktansa, Allah ile meşgul ol.”

Samini Hazretleri’nin şeytanı kaçırması :
Samini Hazretleri’nin halifelerinden Miyadun’lu Mehmet Efendi’yi Çarşıbaşı’ndaki küçük camiide sülüke koyar. Bu zatın sülukunun son sıralarında bir gece, şafak vakti, Miyadun’daki karısı karşısına çıkar ve der ki; “senin düşmanların gelip evi barkı talan ettiler, her şeyi götürdüler. Çocuklarını da öldürdüler. Benim de namusuma tecavüz edeceklerdi. Üstüm başım parçalandı, elbiselerimi aldılar. Çırıl çıplak, bu halle kaçtık; zor kurtuldum. Sen ise gelmişsen burada Allah, Hey Allah dersin.” Bu hali gören Mehmet Efendi’nin gözleri döner, kalkıp gitmek ister. Samini Hazretleri’nin evi hamamın arkasındadır. Küçük camii ise hamamın önündedir. Arada epeyce mesafe var. Samini Hazretleri evden seslenir, buyurur ki; “Miyadunlu aldanmayasın, o şeytandır.” Şeytan, Samini Hazretleri’nin sesini işitince geleceğini anlar hemen kaçar.

Tecelli-i İlahi’nin nuzul edeceği(ineceği,gireceği) kalp nasıl olacağı hakkında, Samini Hazretleri’nin edep dersi ile yetişen İmam Efendi Hazretleri’nin bir müridine yazdığı bir nebze(parça)de şöyle buyuruyor ;

“Tarikatın bidayeti (Başlangıç) ve nihayeti(sonu) Şeriat-ı garra (Parlak ve nurlu şeriat) olduğu gibi, hem bidayet (başlangıç) ve nihayeti, huzuru Mevla’da daimi olmaktır.
Cenab-ı Hakk mutlak Hakktır.
Sakın bir renk ve suret ve harmi sevt(?) ile ve bir tesevvür(tasavvur) hayale getireyim deme,
Bu veçhile Hazret-i Hakk mutlak iken,(başka bir şeye) mukkayet kılmayasın(bağlanmayasın) ki; mukkayet(kayıtlı olan) olan reb (barınılan, yer)(veya Rab:terbiye edici) olmağa Salih olmaz..Vahdet-i hak budur. Vuslat bu sırdır. Bu sırra ermek, bu sırrı bulmak bu şeydir; Ruh nasıl vücut ikliminde tasarruf sahibi ise ve tasarruf eden ise vücud-u cüzze taksim kabul etmiyor. Hayatı daim ve vücut onunla kaim ise kezalik Cenab-ı Hakk hem öyle muhit ve görüp bilen yine kendisidir. Sen hemen mirat-ı kalbi, gubari masivadan pak ve mütecelli edip agah olmalısın ki; kendisi miratte kendisini seyir edip lezzetlane diğer bir efakare dalmayasın. Onun iştiyaki bu maruzattır. Bilen kendisidir. Sen yoksun. Agah ol, mahbub cemalini aynada seyir etmekle mütelezziz olur. Ya, bu halde rububiyet ile ubudiyet kalır. Diğer şey kalmaz. Ah ne edeyim dile gelmez ki harc edeyim, pes. Şimdi talib-i aşka layıktır ki, kendi fikrini masivayı ilahiden hali kıla ve işini dengi sürkuniden ve küturat-ı imkaniden pak eyleye. Ta ki kabiliyeti tecelli ola. ( İmam Efendi Hazretleri)

 

 

 

            Huzurullaha iki kapıdan girilir; biri Fena-i Ekber kapısı, diğeri Fena-i Esğer kapısıdır. Fena-i Ekber; mevti tabiidir(doğal ölümdür) .

Fena-i esğer; indel sofiye(sofinin indinde,kabulünde) Fena Fillah(Allah’da yok olma) denilen makam-ı âlidir(yüce makam). (Ebül Abbasi Mersi)

           

            Bunu’da   İmam Efendi Hazretleri buyuruyor ve şöyle diyor;  ”Ben Şeyh Efendimiz’in idaresine teacüp(hayret) ederdim,   Hesap olunsa bütün varidatı(varlığı, geliri) yalnız iki ay edilen masrafa mükabil(karşılık) gelmez. Bununla beraber, bir kimseden bir şey kabul etmezdi. Ben bu hali hiç bir evliyada bulmadım. Pek acaip bir sırdır. Bir iş görseler de Emr-i İlahi ile görürler. Kendileri hiçbir şey talep etmezler, emir olunan şeyi yaparlar. Emrolunursa isterler, emrolunmazsa istemezler.” (İmam Efendi Hazretleri)

            Samini Hazretleri bir gün sohbette emretmişler ki; “İbrahim Ethem şeyhini bulamamış. Eğer benim zamanımda olsaydı, ben onu tahtı, tacı ile irşat ederdim.

            Bir gün Samini Hazretleri’ne demişler ki; “Ahmed-i  Mürşit  sigaraya şeytanın idrarıdır diyor, sen de içiyorsun.”  Samini Hazretleri buyurmuş ki; “O Kedi’den korkanın sözünü ben nedeyim ki bana söylüyorsunuz.” Demişler ki; “efendi hazretleri nasıl kediden korkmuş.”  Samini Hazretleri buyurmuş ki;  “Ahmed-i Mürşid’in bir kedisi varmış, bu kedi ile çok uğraşmış,  başa çıkamayınca kedinin ayaklarını bir tahtaya yapıştırmış ve sudan aşağıya vermiş. Suyun kenarında bulunan bir efendi,  bu hali görünce kediyi sudan çıkarmış, kedinin efendisine hitaben kediyi incitme diye bir yazı yazmış,  boynuna asmış. Kedi eve gelince kediyi gören Ahmed’i Mürşit kediye demiş ki; “ben şimdiye kadar seninle fermansız başa çıkamadım, şimdi de fermanla geldin. Seninle baş edemem, gidiyorum ev senin olsun.” Ahmed’i Mürşit böyle bir adamdır.

 

Bu ciheti de İmam Efendi Hazretleri emrediyor Tarih 8 Eylül 1336

Aynen Şöyle Buyuruyor; “Sadettin Efendi’yi İnşallah vaktinde, Ağın’da süluke koyacağım. Benim gönlüm Allah’ın muhabbet hanesidir. Diğerinin adavetine veya dostluğuna benim gönlümde yer bulunmaz.  Taacüp ederim(şaşarım)  ki; Allah bir kuluna ihsan ve inam ettikten sonra, onu çekemezler. Niye o ola derler. Halbu ki Allah bir kere bahş ve ihsan buyurmuş ne faide eder. Her ne söyleseler çaresizdir. Bizim bir garez ve avzumuz(?)(kötü niyet ve sözümüz) yoktur. Allah böyle buyuruyor; “kime murat edersem ona veririm”. Garez etmek veya haset(kıskançlık) etmek hakikatı bilmemekten ileri gelir. İşte şeyh Hasan Efendi malumunuzdur. Efendimizi beğenmezdi. İlmi vardı ama, hasedinden dolayı hiçbir kimse, hiç bir suretle istifade edemedi. Sonra Diyarbakır’dan Arapgir’e gelip şeyhlik iddiasında bulunan adam ne oldu? Büyüklük ve keramet göstermek işine kalkıştı, aleyhimizde bulundu. Üç-dört kadın almış, terk etmiş. Binbir hile ile para toplamış. Onu dolandırmış, bunu kandırmış ve nihayete degin(sonuna kadar) tutamayarak firar etmişti(kaçmıştı). İşte böyle, hak meydana çıkar, ne yapalım.”                                                                                      8 Eylül 1336

                                                                                              İmam Efendi Hazretleri

 

Samini Hazretleri’nin Berber Ağa namında bir müridi varmış.( bu kişi İzmir’li Hüseyin Ağa’nın kayınpederidir). Hacı Teberdar Efendi’nin kardeşi Molla Hasan ile (Bu molla Hasan da Kahveci Hakkı Paşa’nın babasıdır) bahçe komşusudurlar. Berber Ağa ile Molla Hasan’ın arasında bir bahçe sınırı ihtilafı(anlaşmazlığı) vaki olmuş(ortaya çıkmış), anlaşamamışlar. Berber Ağa demişki; “Samini Hazretleri’ni getirelim, o bizden büyüktür hududu daha iyi bilir.” Her ikisi de ittifakla Samini Hazretlerine durumu arz ederler. “Bu ciheti senin kararına bırakmışız, lütfen teşrif buyur, hakikat tebellür etsin(belirginleşsin). Samini Hazretleri de, münazaalı(tartışmalı) mevkiiye gider, keşif yapar. Hakikat tezahür eder(görünür hale gelir), Samini Hazretleri buyurur ki;  “Berber ağa bunda senin hakkın yok, burası Molla Hasan’ındır.” Berber Ağa bu halden münfail olur(hoşlanmaz), Samini Hazretleri’ne iğbirar(kin) besler ve aleyhinde bulunmaya başlar. Der ki; “O benim sayemde kıymet bulmuştur. Çünkü misafirlerinin hizmetlerini yapan ve yataklarını veren benim. Çoğu zamanlar gelen misafirleri benim evimde kalmaktadır.  Hatta o misafirlerinin hayvanlarının yemlerini dahi ben temin ediyorum. Ben olmasaydım onu kim nede” der.  Uzun zaman böylece devam edip,  söyleyip gezermiş. Bir gün manen Abdulkadir Geylani Hazretleri Berber Ağa’ya gelip der ki; ”Ağa Mahmud’un aleyhinde söylediğin yeter, bundan fazlasına tahammülümüz kalmadı. Gel seni götürüp barıştırayım.”  Berber Ağa’da diyor ki; “ben artık onun ayağına  gitmem.  Eğer bir şey yapacaksan, sen yap.” Bu kelimeyi duyan Abdulkadir Geylani Hazretleri bir tokat atatacakken,  Samini Hazretleri manen bileğinden tutuyor. Abdulkadir Geylani Hazretleri’nin iki parmağı Berber Ağa’ya isabet ediyor. Kafasının önü arkaya dönüyor. Yanlış konuşmasından berber ağa ağır bir yara alıyor. Tabiplere götürüyorlar,  ziyaretlere götürüyorlar ve okutuyorlar.Fakat bir çare olmuyor. Netice Hacı Yasin Efendi’ye götürüyorlar. ( Haci Yasin Efendi aslen Karakoçan’ın Cobur köyündendir. Bilahare Palu’nun (hun) Beyhan köyünde iken bir ıstırap neticesi Palu’ya gelmiş ve Cimşidiye Medresesi’nde inzivaya çekilmiş kimsedir. Samini Hazretlerinin devrindedir. Hayatta bir tek müridi olmuştur. Mürüdi de Karakoçan’ın Mahmutlu Köyü’ndendir. İsmi de Hacı Derviş’tir.) Hacı Derviş bir gün Hacı Yasin Efendi’ye demiş ki; “Efendi senin yanına gelenlere salavat çektiriyorsun, Samini Hazretleri böyle yapmıyor. Yine onun nezdine(huzuruna) bölük bölük, zürbe zürbe(kafile kafile) insan gidiyor. Hacı Yasin Efendi de buyurmuş ki; “Samini Hazretleri’nin çay ile kahvesi var, bizim ki Kuleyti’nin(o mevkideki bir kuyu) suyudur kim gelir?” Berber ağa’yı götürenler durumu Hacı Yasin Efendi’ye söylemekten utanıyorlar. Hacı Derviş’e durumu anlatıyorlar, O da Hacı Yasin Efendi’ye söylüyor. Hacı Yasin Efendi pek kızıyor. Hacı Derviş’e diyor ki; “ben kim oluyorum ki Samini Hazretleri’nin vurduğunu iyileştireyim. Maneviyatta Samini Hazretleri bir Mürşit’dir. Ben bir neferem(er,asker). Yine götürsünler Samini Hazretleri’ne. Hacı Derviş diyor ki; “efendi sen bir zaman dedin ki;  Samini Hazretleri’nin çayı var kahvesi var, halk onun için ona gidiyor. Bizim ki Kuleyti’nin suyudur, kim gelir?  Şimdi de böyle diyorsun.” Hacı Yasin Efendi buyuruyor ki; “Derviş vallahi ben o zamana kadar Samini Hazretleri’nin ne olduğunu anlamamıştım, onun için öyle söyledim.” Berber Ağa’yı Samini Hazretleri’ne götürüyorlar mevsim kıştır,  pek de soğuktur.  Samini Hazretleri’ne kimse cesaret edip bir şey diyemiyor. İşi Hanife Hanım’a intikal ettiriyorlar.  Berber Ağa üç gün camide aç susuz bekledikten sonra, Hanife Hanım Samini Hazretleri’nin sakin bir zamanını fırsat bularak der ki; “Efendi Berber Ağa bize çok hizmet etmiş, üç gündür camide aç ve susuz senin intizarını(iltifatını) bekliyor” deyince, Samini Hazretleri hiddetlenmiş ve Hanife Hanım’a hitaben buyurmuş ki; “siz kadınsınız, bu işlere ne karışıyorsunuz?   Hiddetli halde acele ile ayakçalardan(merdiven basamaklarından) hemen iniyor, cemaat de toplanmış. Camiye girip Berber Ağa’nın kolundan tutup dışarı alıyor, cemaatin huzurunda buyuruyor ki; “Ağa bunun kıymeti yok. Eli ile yüzünü geriden öne çevirip, düzeltiyor. Sağ elinin şahadet parmağını Berber Ağa’nın alt dudağı üzerine koyuyor, buyuruyor ki; “Ağa bu bir nişandır. Dudağında kalsın ki Huzur-u İlahi’de davamızı görelim.”  Babam Hoca Mahmut Efendi’ye Berber Ağa’nın eniştesi İzmir’li Hüseyin Ağa demiştir ki; “biz Berber Ağa’yı kefene sarana kadar dudakta parmak izi duruyordu.”

Samini Hazretleri’nin İmam Efendi Hazretleri’ne mektuplarının suretini yazmaya müsaade buyurduğu bazı mektubu şeriflerini, ben de buraya yazıyorum. Arif olan anlar.

Mevlana el kerim’ül ins Hazreti Mevlana Şeyh Hocay-ı Mahmud-u Samini el Müceddit vel Nakşibendi el Palavi(Palu’vi) kadesselahu sirre ve nuri kalbe tubi limen ahsul inabete vekad eflah min ahzul icazemete lan vücude ğuncete mahalete naıha izimite hazretlerini, Erzurum Hafiz Osman Bedrettin bendeyi kem teranelerine ütüf(lütuf) ve merhametle irsaline müsaade buyurdukları ve desti Hakk ile testir buyurdukları mektubi sami suretidir.
Ne eanallahu taala bi berakatuhu elneffaz kuddise makasanallahu teala bi kavli hayate. Bismillahirrahmanirrahim Vemen yatesim billah fekad hüdi ila sıratil müstekim elhamdulillahillezi hedena ila sıratel müstekim. Sümme islam ila ahina ya Hafız Osman Bedrettin el iğzaz vel ikram lazel mensuren bi nüsretikel mülk azizel islam ey bi effe kabil (Kıymetel merri bi kederi himmete) turaben penedlis ezher du alem zecanet bir neba yedi hudem. La nimete kelcemiata vel azap kel tefrika mensebere zerere elacelete minel seytan ve elnai minelrahman ve cai fil kuran ve inlev istikametu alel terikiye la sakinahüm maen ğedeken ila maen ve daden ve hayren kesiren nefekanehüm ihi ila ebhem ahsenü amele vemen yeğrid an zikri rebbi. Bismillah azaben suada ve huve hablün minnar fi elnar yeslukune fevkal arbain ilmen ve innel sacidallahe fela ted’u maallahi esada ila kanti maallah fela tedu sevahe ahada innel şirk zülmü azim ve külli mekami şirk kulup fefhüm veinlem nakt en tekunu maallahe kün maa kane maallahe inne yüminune ilallah kema kalaalahu taala künü maassadikin. Bade Süleyman Efendiye ve Tevfik Efendiye selamımızı tebliğ edesin ve dain Şerif Efendiye ve El Haci Hasan Efendiye selamımı tebliğ kılasın inşallah ol Martta gelen olursa bu tarafa gönderesin ve çarşı pazarlarda çok gezmeyesin ve geceleri de kimsenin odasına eğlence için gitmeyesin ve ehli dünyanın umurlarine ihtilat kılmayasın, reyisi maliki şariati ğerra ve enisin (dost, arkadaş) Hazreti Mevla olsun, beş on mürid bulunduğu halde hatmi hacegan okuyasın, haktan gayri kimseyi velinasır kılmayasın, edurru ilallah mesmuni üzere daima derunundan(içten, kalp) hakka firar eyleyesin (velen tecide mindunihi mülteheda) bendini halka beygoş kunu rebbanının emri ile amili rebbe mensup olasın. Vesselam ala menittebeal hüda.(                                                                                                                    (HOCA MAHMUT SAMİNİ)          
 

 

 

                                   Hafız Osman Efendi;
Bismillah vema tevfiki ilah, billah
Elhamdulillahillezi halakel nun vel kalem ve ezherül eşyayi minel adem ve allemel insane malem yalem vesselatu vesselam ala menbaul vücudul ekrem ve ala alihi ve eshabi hayrülüme mertuni bil esael bedalihüm ve bade resadetlu efendi hazretleri muharrem tarihlu arizeniz terefi aciziye vusul ve maali malum oldukte evvela bir kimsenin enisi mevla oldukte beykes olurmu saniyen bideyet baş katibinin ahvali beyan olunmuş (hem kövm terkül dünya le dünya) emma kirati i nessi (fehalele men badihim halef yahuzune ardil hazel edni ve yakulune seyağfir lena ila aye hallerinden muhpirdir. Centegun aktem miralayınız ile gönderilen tahriratımızda ahvallerine isar var idi iş bu tarihten anlari keenlemyekun hükmünde bilip mevlalarına ısmarlayıp lisane bile almayasın, kendi karına ^meşgul tevfidi umurun enbazi bey niyaze havale eyleyüp muhibbi hanadani samini olan zevati kirame telkin zikir ve tevbe ve enabe veresin ve onların vechi batınını zati mütlak canıbıne çevirmeye de vesile olup bu emri cenabı haktan bilip, kendin meyandan ihraç eyleyüp serik olmayesin salisen saflarında hayri olan hoca ihlasında sadık bulunduğu halde yirmibirgün terki tavet ve evradi birle hocayi acizinin rabitesine meşgul eyleyüp bade lahevla vela kuvvete illah billahil aliyülazim evradını talim eyleyüp had talim eylemeyüp seb ruz bi kaderu take müdam olsun umuri maziye ve atiyeyi kalpden ihraç eyleyüp maksudi hakikiye aciz ve iktidarını arz eylesün kezalik Hafız Ahmet Efendi talip olursa kelimeyi tevhidi talkin eyle taki nimetle münimden mahrum kalmaya, kezalik fu edeble talim kılasın ve ahval neye müncer olursa münipleri esamiler ile Erzurum ihvanlarının ahvalatıni maan tarafımıza tahrir kılasın ve Sadettin Efendinin taci tarafımıza teslim olmuştur. Vesselamu ala menittebeal hüda 303 (Hoca Mahmut Samini )
 

 

Sinni Elhemim cemil esim el Haci Mustafa Efendi Hazretleri
Badesselam vel dua Hafiz Osman Efendi Hazretleri’nin tahrir altında cenabımızın evsafını beyanla elhamdu vel manen malum ola ki eşit terıkki biz anın katının seddindeyiz cümlesi iki hutvedir. Alemi Halk ve Alem emre ittibar ile eğer ki kim mesaribi muhtelife iktidasınce tol ve diraz kelime söylenmiştir. (Elhan hanuz bi kaderel menbuz) hadisi kudside (Ya ibni adem (bi kedere ma tekunu li ekün leke) gelmiştir. Vezkür rebbike iza nesiyte) edibe ennema zekereni minnesi ğayri) hadisi kudside remz olmuştur ve zikrin manası (innel insane) denilmiştir. Hadisi şerifte (eftelu imanel merri talim innellahe maak haysu ma künte gelmiştir. Vel hasıl cümle ülumdan maksut abdin rebbi taalaye vusulidir. Ve bu makset (ellezine yufune bi ahdillahi vela yenkudunel misak vellezine yesilune ma emerellahu bihi en yüsel) nassi seri ile bilinmiştir. Ve bu mayi müvasselenin rekameti beynel talip vel metlup (Keşeceretin tayyibetin esluha sabitün veferuha fissema tü’ti üküleha külle hinin bi izni rebbiha ) mesel gelmiştir. Ve meskune vucutta züccaceyi kalbde misbahi melakuti ve feda olunmağa alati kavi olmuştur. İslamın rükni azemi selat ve selatın vasfı zikr için olduğu nes ile bilinmiştir). Ve kalbin mütmein olması zikr ile olduğu keza ya ahi hedenellahe dü cihande teriki hayirde müktadabe olmadan gayri beni adem için bir rütbe olmadığı malumdur. Ve hadisi şerifte hayarani min yühibbullah inni elibat vel ibadellah) tebsir olunmuştur. (kıymetel merribi kadaril himmete ) göreyim seni zühtu zahirde kalmeyüp batınınızı meyli sivadan pak eyleyüp hakka ikbal eylemenizde saygı ve gayret eylemenizi mersilerim. (dadım nisan ze genci maksut sera germaz seyyidim sayet tuberest gevhimi hava hemake gerdi serbelent dir. Teriki nakşibendi) biraderiniz İsmail Efendi’ye elüce keryesinden Recep Efendi’ye ve ahbaplarının cümlesine selam ve dualarımızı tebliğ kılasın vesselam menittebeel hüda zevku taat bey huzur dil nababet hiç kesi talibi hak radel hazirin dergaha pes.
                                                                                              Hoca Mahmut Samini
 

 

Reşadetlu Hafız Osman Efendi Hazretleri;
 

Bismillahirrahmanirrahim vemen ya’tesim billah fekad hüdie ila sıratin müstekim. Reşadetlu Efendi Hazretleri : Bade selam vedua 17 Rebiül evvel tarihli bir kıta emir nameler gelüp tarafımıza bil vasil maali malum ehüm hedenellahü taala badel resul (sümme evresnel kitabellezinestefeyna min ibadina illa ahire vahdehu minelhakkil müminin vela tekunu lil hainina hasimen vela ilmullah fihim hayren la maahüm (kale asıl el ilim külle yevm. Yunadi elmunadi yaeyyütühen nefsül mütmeinne “ircii ileddünya” velekad talimu inneke sedrike bima yekulun ve kezalik cealna likülli nebiyyni aduvven şeyatinelinsi velcin yuhi baduhüm ila badin zuhrufel kavli ğurura velevşae rebbuke ma faaluhu fezerhum fema yefterun ve kale nebi selallahu aleyhi vesellem ve telemül yakini kema talemunel kuran tatta arehu ıe inni talemu kad ezlehe menzekkalu manası Fahri alem selallahu aleyhi ve sellemden suval olundukde inneyalemu innellahe mana hayse mekane) buyurmuştur. Ve kale aleyhe sellem elcennete maete dereceten tasığ ve nesuku lanel akel ve derecete lisanel nasillezinehüm dunehum ve kale aleyhi ve sellem (leyse mendane nefsi fefhüm hedekallahu vela tahfife levmete laimm üdu ila sebili rebbike bilhikmeti velmevizeti elhasaneti) vemen ahsenu kavlen mimmen dea ilallah ve kale inni minel müslimin) ve bede Tevfik ve Recep Efendilere selamımızı tebliğ kılıp istikamete targip kılasın muhip ve muhlislerin cümlesine selam ve duamızı tebliğ kılasın ve muhibbet kalbiyede badu karip müsavate mühibbetlerine göre seneryap olacaklarını tefhim kılasın ve hadisi kudside (ya ibni adem bi kadere ma tekunu li ekunu leke) varit olmuştur. Vesselam ala menitttebeal huda. (Hoca Mahmut Samini)
 

Bismillahirrahmanirrahim ,
Vemen yatesim billah fekad hudei ila sıratin müstekim elhamdulillah levahabel attiye vel şükrü ebeda fealleyliye vessalatu vesselam ala hayrül berriyete ve ala alihi ve eshabihi zekkiye 19 rebiül evvel taruhlu bir kıta mektubunuz vasilyedi aczi oldu malum ola ki cenabı hak aze ve celle hadisi kudsisinde (ya ibni adem bi kadere ma tekunu li ekunu leke) ve Musa A.S. hitaben (Künli kema eret elen leke kema türit) buyurmuştur. (ve neam makalel ülamai vennurul kamer müstefa mineşşems) fefhüm teriki nakşibendiye halvet derencümeyn üzre bina kılınmıştır. Şol tariki biz anın kati sedrindeyiz, biri iraz ve biri ikbal dan ibarettir. Saligan der göhti ra herdu alem yeknefes ve saligani nakşiye iki terik ile terbiye olunurlar ki ba veçhi am ba veçhi hastandır. Veçhi hastan terbiye olan bir mükemmelden kendi vucudi nushasına okur veçhiamdan terbiye olan ise kesreti zikir ve riyazetle terbiye olunur ve bu terbiyenin akaline had yoktur. Ekseri bir seneye muhted olur. Eğer bir seneyi mütecaviz eylerse salik kendi kusurundan bilsün ve bu vechi hasile vechi amın tefdilini yazıcı oğlunun da (bu razi bilmege saha gerektir. Can ede miraç beytinden metaniç iki türlüdür. Meşrik ile mağribi ta güneş istediği kişi beytine varıncaya kadar okuyup fehm eyleyesin ve seb ve ruz kelimeyi tevhide devam eyleyesin ve sünneti seniyeyi nebeviyeye ittiba kılasın bahusus işrak, ve duha ve evvabin, teheccüt namazlarına dikkat ve gayret kılasın vakti mülakatımıza müntezir olasın Şah Dehlevi Mevlana Halit Kaddessellahu Sirrehül aziz hazretlerine yazdığı risalede terikimızın hasili itikad ehli sünnet mezhebine müvafik sünneti seniye ile zahiri areste de kalbi huzuri hakle pıraste olmaktır. Her kim bu umuri sülaseden birini tutmazsa bizden değildir. Pir ve mürşit ol kimselerdir ki zahiri sünneti seniye ile araste ve batınları devamı huzur ile piraste olandır. Küsufati fenniye haseyi islamiyeden olmayıp, haseyi insaniyedendir. Onun için arifler makbul tutmamıştır. Lazım olan ilmullah için Peygamber Aleyhi ve selam (te’lemulalahül yekın kema telemun) el kuranu hatta tarifihu ve innel talime) buyurmuştur. Hafız ve ihvanların cümlesine selamlarımızı tebliğ kılasın vesselam ala menittebeel hüda
                                                                                                  10 Rebiulahir 308
                                                                                                          Hoca Mahmut Samini Sinni elnamim Cemil eşim efendi hazretleri;
Hemera hatırı alilerin kema yehbağı zuval kılındığı seyakınde nümabendeye sefa verilirdir ki bu günlerde bir kıta mühibbet nameniz gelip tarafımıza vusul buldu.” Meali malumunuz oldu malumun ola ki “ Yazıcıoğlu .... ol alemel esrar sahiptir. Gurbete naçar duruş sayi beliğ etvar seni aldatmasın egyar mefhumuni derk eyleyüp nest taci arifan ender cihan azçari terk terki dünya, terki ukba, terki nest terki terk

[ Geri Dön ]

Anket

Şu an bu bloğun içeriği yok.

GÜNÜN AYETİ



Yurtlarında gezip dolaştıkları nice nesilleri kendilerinden evvel yıkıma uğratmış olmamız, hala onları doğru yola iletip yöneltmedi mi? Elbette, bunda ayetler vardır; yine de işitmiyorlar mı?

Secde Suresi / 26. Ayet



Ey Benim iman eden kullarım ! Benim arzım geniştir, o halde Bana ibadet edin, her nefis ölümü tadacak, sonra döndürülüp bize getirileceksiniz ve iman edip salih ameller yapmış olanlar, elbette onları cennetin altlarından ırmaklar akan yüksek köşlerine yerleştireceğiz, o halde ki oarda ebedi olarak kalacaklar ! ne güzeldir mükâfatı o iş görenlerin.

ANKEBUT SURESİ AYET 56_57_58

GÜNÜN HADİSİ




Medine'de birgün Efendimiz (s.a.v) bir grup sahabi ile birlikte otururken karşıdan, yamalı elbisesiyle Mus'ab b. Umeyr (r.a) göründü. Efendimiz (s.a.v) onun Mekke'deki gösterişli halini hatırlayıp ağladı ve sonra şöyle buyurdu: Gün gelip sabah bir elbise, akşam bir elbise giyseniz, evlerinizi Ka'be'yi süslediğiniz gibi süsleseniz, haliniz nice olur?" yanında bulunan sahabîler, "O gün, dediler, biz bugünümüzden çok daha iyi oluruz. Çünkü hayat külfetimiz karşılanmış olacak, biz de ibâdete daha çok vakit ayıracağız."

"Hayır! buyurdu, bilakis siz bugün o günden daha iyisinizdir." (Tirmizî, "Kıyamet", 36)





 Resulullah (s.a.a): “Evet, Allah’a andolsun ki, bunlar olacaktır. Ya Selman! O zaman ümmetimin zenginleri gezi, orta hallileri ticaret, fakirleri ise gösteriş için hacca gidecekler. İşte o zaman bir grup insan, Kur’an’ı Allah’tan gayrisi için öğrenecekler, veled’üz-zinalar çoğalacak, Kur’an’la teğanni edilecek, dünya için birbirlerine düşman olacaklar.”


Günün Sözü


Döndüm sana Yâ Müsîeân, doğru kapînâ gelmişem:
Lütfün dilerim El'aman, doğru kapına gelmişem.

Geldim kapînâ bir garip, derd-î dil'e Sen'sin tabib,
Reddeyleme Sen Yâ Mücib, doğru kapına gelmişem.

Bir bende'yim gayet zelil, rûy'im siyah ve hem hecîl
Şah Nakşibertdimdir delîl, doğru kapînâ gelmişem.

Derd-i dii'e sensin deva, dil hastasına ver şifa,
Yarab, bihakk-i Mustafa, doğru kapına gelmişim.

Yandım ilâhî el aman, nâr-i firak'a ben yanam,
Kârımdürür ah-û figan, doğru kapına gelmişim.

Çektim siva'dan ben elî, buldum sana doğru yolu
Münkir bana desün, deli... doğru kapına gelmişim.


Çektim bu denlhu firkati, bahşet ilâhi vuslatı
Yarab, habibin hürmeti, doğru kapına gelmişem.

Bedri gedayım ben zelil, kılmış beni cürmün alil
Rahm'it bana sen ya Celil, Doğru kapına gelmişem.


Hafız Osman Bedrettin

 

Tüm Hakları Saklıdır © 2007 - Bu Sitenin Tüm Sorumluluğu Aydın ŞİMŞEK\'e aittir.