El-Aziz Samini - Hoşgeldiniz - El-Aziz Samini

 

 

 

-HOŞGELDİNİZ-

El-Aziz Samini
Açılış sayfası yapın Sık kullanılanlara Ekle Bize Yazın Siteyi Arkadaşına Öner

HALİT HOCA EFENDİ



VİDEOLAR
HOCAEFENDİNİN 1. SENE ANMA PROGRAMINDA
 TALİP DARTAY HOCAMIZIN HATİM DUASI
http://youtu.be/3Ycra-moX3M


HOCAEFENDİNİN VEFATININ 1. SENE ANMA PROGRAMI  http://youtu.be/WYMQ5Q6zFj8


TALİP- HOCAEFENDİ  http://youtu.be/yT29bqkm5bU

HOCAEFENDİ   http://youtu.be/M8aRrNEm-K8
HALİD ÇAKMAK  http://youtu.be/7wgowg1vPuQ
HALİD HOCA EFENDİ 1  http://youtu.be/qA_fq9kOoNA
ELAZIG IN MANEVİ DİNAMİKLERİ  http://youtu.be/JlGqmbF3faI
HALİD HOCA EFENDİ 2    http://youtu.be/cBv3uwyj9uU

Hatme halit hoca efendi  http://youtu.be/oog7hx_pII8

Halit hoca efendi3  http://youtu.be/shdy0E-sX 

HALİT HOCAFEDİNİN CENAZE GÖRÜNTÜSÜ http://youtu.be/f7LNBXSJmEs

HALİT HOCAEFENDİDEN DERLEMELER
http://youtu.be/1p98Yt1uCis

Elazıg eski müftülerden Hacı Ömer BİLGİNOGLU
 http://youtu.be/GGuC21zjFxA

İçerik

 

Duyurular

Şu an bu bloğun içeriği yok.

Üyelik

Kullanıcı Adı

Şifre

Üye Değilseniz? Hemen Tıklayın.

Toplam Ziyaret

Şu ana kadar
440294
sayfa izlenimi aldık. Başlangıç: Şubat 2007

On-Line Durum

Şu an sitede, 3 ziyaretçi bulunuyor



İnsanlığın ölümü, benim ölümüm


Karanlık bir yüzyılın insanıyım bugün. Dışarıdan içimize doğru ağan karanlıkların kurbanlarıyız. Ve her geçen gün biraz daha tükeniyor ve ölüyoruz.
Ne yana dönsek içimizden taşan bir ölüm kusmuğu.
Yüreklerimizde pıhtılaşan ölümler. Bizleri bizlerden alıp götüren uzaklaştıran, bizi biz olmaktan çıkaran duygular.
Kendi ölülerimize ağıt, başkalarının ölülerine sessiz kaldığımızda ölüyoruz.
Başka annelerin acılarına sessiz kaldığımızda, sessiz geçiştirdiğimizde, bize ne dediğimizde, kayıtsız kaldığımızda, görmezden, duymazdan, bilmezden geldiğimizden ölüyoruz. Elinde taş ve Molotof ile ölen, öldürülen çocuklara oh olsun, belâsını bulmuş dediğimizde ölüyoruz.
Darağaçlarına çekilenlerin ölümleri gerçekleştiğinde ve acılar içinde olunduğunda bu acılar sadece bizi ilgilendirmiyor, başkalarınınkidir diyerek sustuğumuzda, içlenmediğimizde, yüreklerimiz yanmadığında ölüyoruz bir kez daha.
Irak’ta, Kerbelâ’da, Necef’te, Halepçe’de, Hama’da, Gazze’de, Diyarbakır’da, Taksim’de, Şam’da, Yüksekova’da, Çorum’da, Konya’da, Çeçenistan’da, Kabil’de, Kahire’de dünyanın hemen bütün acılarının yaşandığı yerlerde kurşunlara, bombalara, suikastlere, savaşlara, kimyasallara kurban gidenlere, ölenlere, yürekleri yanan annelere sesiz kaldığım için ölüyorum. Başkasının annelerinin acılarına acı duymadığım, ortak olmadığım, paylaşmadığım için ölüyorum .
Sünninin, alevinin, Türkün, Kürdün, Arabın, Acemin, Peştunun, Afrikalının, siyah, beyaz sarı ırklının, Güney Amerikalının ve Tel Aviv’in hatta New York sokaklarında ölenlerin acılarını yüreklerimde taşımadığım için bir kez daha ölüyorum.
Diyarbakır sokaklarındaki ölümlere sessiz kaldığım için ölüyorum. Kadınların işkence çekenlere zılgıt çekerek sevinç gösterilerinde bulunmalarına kahroluyorum ölüyorum. Bir camiin, bir cem evinin önünde, içinde, dışında ölenlere kayıtsızlığımdan ölüyorum.
Polise, askere, sivile gazlar yağarken, taşlar atılırken, molotoflar patlatılırken ölen her insana, her cana, her yüreğe yüreğim yanmadığı için ölüyorum. Senin ölümün, benim ölümüm diyerek, başkalarının acılarını, yürek yanışlarını duymayarak bu dünyada var olduğum, kendimi başkalarından ayırdığım ve soyutladığım için yanıyorum, ölüyorum.
Diyarbakır’da kurban dağıtan gencin, Taksim’de, Eskişehir’de polise taş ve Molotof atan çocukları, ölen sivillerin, polislerin, askerlerin, görevlilerin dağlardakilerin, ovadakilerin annelerinin acılarına ortak olamadığım için ölen benim.
 “Bir insanın ölümü bütün insanlığın ölümüdür” Allah’ın bu kutlu çağrısına kulak vermediğim, inanmadığım için her geçen gün ölen benim. Sevgili Efendimiz, işkencelere, taşlara hicretlere zorunlu kılındığında en zor anlarında insanlığın kurtuluşuna duada ve yakarıda bulunduğu o güzelliklere uymadığım inanmadığım için her geçen gün bir daha bir daha ölüyorum. Hazreti Ebubekir’in o kutlu duası ve çağırısıyla: “Yarabbi cehennemde benim bedenimi öyle büyüt ki benden başka hiç kimse yanmasın” duasına, isteğine yüreğimle inanmadığım için ölen benim, tükenen benim. Bırakın insanı, Fırat nehri kıyısında bir kurda yem olan koyunun bile sorumlusu kendini bilen bir Hazreti Ömer bilincinde olmadığım için ölen benim. Hariciler yığın yığın evinin kapısına toplandığında kuşattığında kendi canından başka canın yanmaması için savaş açmayan Hazreti Osman inceliğinde olmadığım için ölen benim. Şehadeti anında bile kendisini katledenlere merhamet gözüyle bakan, acıyan Hazreti Ali Efendimizin ruhunu taşımadığım için ölen benim. Dünya saltanatını makamını terk eden çöllerde şehadeti göze alan Hazreti Hüseyin gibi olamadığım için ölen benim.
İnsanlığın ölümü benim ölümüm. Yok oluşum, tükenişim, sonum bunun farkında olmadan şu dünyanın tozlarına kendimi bilmediğim ve tanımadığım için ölen benim. Evet, ölen benim...










Türkiye Müslümanlarına
arz olunur:
Sabahleyin ezan okununca  evlerin yüzde doksan beşinin ışıkları yanmalı ve herkes abdest almalı, erkekler camilerde cemaatle, kadınlar evlerinde namaz kılmalıdır. Seher vaktinde camiler öylesine dolmalıdır ki, cemaat avlulara, sokaklara taşmalıdır. Böyle olması için cami mihraplarında icazetli âlim, fakih, yüksek ahlâklı imamlar bulunmalıdır.
Bir İslam ülkesinde imamların bir kısmı (yüzde kaçı?) maaşla namaz kıldırma memuru  statüsünde ise oradaki  İslam toplumu batar, yıkılır.
İmamlığı ücret mukabilinde namaz kıldırma memurluğu duruma ve derekesine düşürenler din hainidir.
Çocuklarını tağutî okullarda okutan Müslümanlar manen intihar etmiştir.
Müslümanların çocukları Tevhidî eğitim veren güçlü İslam mekteplerinde okutulmalıdır.
Bu okullarda Ehl-i Sünnet akaidi öğretilmeli ve bütün talebeler okul camiinde, okul imamının ardında cemaatle  vakit namazlarını  kılmalıdır.
Paraları, imkânları ve hürriyet olduğu halde böyle mektepler açmayan Müslümanlar gafildir.
Dünyevileşmek dinsizliğe ve küfre köprüdür.
Bunları Müslüman halka öğretmeyenler sorumludur ama bilmemek de mazeret değildir.









Öğretmeyenler Sorumlu ve Suçludur Ama

Bilmemek ve öğrenmemek de Mâzeret Değildir
İSLAM  1400 sene önce tamamlanmıştır. Dinde eksiklik yoktur. Gereken her şey insanlara bildirilmiştir. Peygamber (Salat ve selam olsun ona) kendisine vahy edilenlerin tamamını  tebliğ etmiştir.
Dine ilave yapılamaz. Dinde değişiklik, yenilik, reform olmaz.
İslam’ın doğru yorumunu  Sevad-ı âzam uleması ve fukahası
öğretir. Onlar, ucu Resullerin Seyyidine (Salat ve selam olsun ona) ulaşan kopuksuz ve sahih silsileli icazetlere sahiptir.
Bilenler, bilmeyenlere dini öğretmezse sorumlu olur, büyük vebal altında kalır.
İslam’ı halka öğretmek para ve maaşla yapılmaz, Allah için parasız yapılır.
İmana, İslam’a, Kur’an’a, Sünnete, Şeriata ve İslam ahlâkına yapılan hizmetlerin ücreti Allah’tan istenir yaratıklardan değil.
Allah kemal sıfatlarla sıfatlı, noksan sıfatlardan münezzehtir. O’nun eşi, ortağı, şeriki, naziri, benzeri, oğlu  yoktur.
Allah İslam’dan başka din kabul etmez.
Bütün Peygamberlerin (aleyhimüsselam) dini İslam, temel inancı Tevhiddir.
Hazret-i Muhammed’in zuhurundan ve İslam’ı insanlığa tebliğinden sonra kurtuluş, necat, felah ona iman etmekle, onun getirdiği Kitabı ve dini kabul etmekle olur.
İslam ile birlikte başka ibrahimî hak dinler vardır, onların bağlıları da ehl-i necat ve ehl-i Cennettir  demek küfürdür.
Müslümanların ilim ve güç sahipleri İslam’ı bütün  insanlığa öğretmek ve anlatmakla, onlara dine, imana çağırmakla yükümlüdür. Bu vazifelerini hakkıyla yapmazlarsa günahkâr ve suçlu olurlar.
Dini anlamak için akıl şarttır ama akıl dinin kaynağı değildir.  İslam’ı iyi ve doğru anlamak için  doğru ilimlerle güçlenmiş selim bir akıl gerekir. İslamî bilgi ve hükümlerin  kaynağı Kur’an, Sünnet, icmâ ve kıyastır.
Kur’an “Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” buyurmaktadır. İslam’ın temsilcileri cahiller değil, bilen âlimler ve fakihlerdir.
Kur’an’a aykırı bütün inançlar, hükümler, bilgiler, teoriler, ideolojiler  bâtıldır, yanlıştır, hederdir.
Bütün mü’minler tek bir Ümmet oluşturur.
Bu Ümmetin başında râşid, âdil, muktedir, dirayetli, kiyasetli, müdebbir, firasetli, yüksek ahlâklı, faziletli bilge  bir İmamın bulunması ve mü’minlerin ona biat ve itaat etmesi gerekir.
İslam Ümmeti namaz kılan ve mâruf  ile emr edip münkerden alıkoyan hayırlı bir topluluktur.
İnsanlar, Allah’a ibadet etsinler diye yaratılmıştır, varoluşun hikmeti budur.
Dünya fânilikler âlemidir, her can ölümü tadacaktır.
Allah bütün mü’minleri birbirine kardeş kılmıştır. Bu kardeşliği bozanlar haindir.
Allah mü’minlerin birlik halinde olmasını, birbirlerini sevmelerini, yardımlaşmalarını, ittihadı, tesanüdü, vifakı emr etmiştir.
Sahih bir imandan sonra İslam’ın ikinci emri beş vakit namazı dosdoğru kılmaktır. Namazı yitirenler doğru yoldan çıkmış olur.
Allah adaleti emr etmiş, azgınlıkları yermiştir. Şehvetlerine uyup azanlar çok kötü bir yoldadır.
Allah, zinayı ve ribayı kesinlikle haram kılmıştır.
Hz. peygamber, Ümmetim içinde bir ihtilaf=anlaşmazlık çıkarsa siz Sevad-ı Âzam dairesi içinde bulununuz buyurmuştur.
Din, iman,  Kur’an, mukaddesat kutsaldır ve asla  sömürüye âlet edilemez. Kutsalları kendi şahsî menfaatlerine ve nüfuzlarına âlet edenler beyinsiz, hain ve münafıktır.
Mü’minlerin dostları ve yardımcıları mü’minlerdir. Kafirler ve münafıklar dost ve velî  edinilmez.
Gerçek ve olgun Müslüman o kimsedir ki, doğudaki  bir Müslümanın ayağına diken batsa, batıda yaşayan  kişi onun acısını kalbinde hisseder.
Müslüman Kur’an, Sünnet ahlakı ile bezenmiş olmalıdır.
Gıybetçiler, israf edenler, lüks ve sefahat kurbanları, gururlular, kibirliler, devlet ve belediye bütçelerini hortumlayanlar, rüşvet alanlar ve verenler, zengin oldukları halde paraya ve mala doymayanlar, haram  yiyenler, fâsık-ı mütecahirler (tevbe edip ıslah olmazlarsa) ateş ehlidir.
Kur’an, Sünnet, Sevad-ı  Âzam İslamını sinsice yıkmaya çalışanlar muzırdır.
Cahillerin, kötü niyetlilerin, münafıkların,  ehliyetsizlerin, icazetsizlerin Kur’an’ı kendi heva ve re’yleri ile tefsir etmeleri  büyük bir küfran-ı nimettir ve onları küfre götürebilir.
En büyük ve koyu cahil ilmihalini, kendisini kurtaracak kadar bölmeyen ve öğrenmeyen kimsedir.
İşte Kur’an, işte Sünnet, işte Şeriat ve fıkıh… Herkes ilmihalini öğrensin, itikadını tashih etsin, ahlâkını düzeltsin ve hiç vakit geçirmeden beş vakit namaz kılmaya başlasın.
Namaz kılıyor, oruç tutuyor ama ahlâkı düzgün değil… Böylesi iyi ve olgun Müslüman değildir, molozdur.
Dinimiz şerir ve şaki olanlara ilim öğretilmesini caiz görmez. Resulullah Efendimiz (Salat ve selam olsun  ona) kötülere ilim öğretmenin bir domuzun boynuna gerdanlık asmak gibi olduğunu beyan buyurmuştur.
İslam’ı, Kur’an’ı, Sünneti, Şeriatı, İslam ahlâkını bilenlerin, sahip oldukları faydalı ve kurtarıcı  bilgileri halka ve gençliğe öğretmeleri gerekir. Bu onların vazifesidir. Bu vazifeyi yerine getirmezlerse sorumlu ve suçlu olurlar.
Emr-i maruf ve nehy-i münker farzını yeterli şekilde yapmayan bir İslam toplumu çöker.
Müslüman halk paraya, servete, lükse, israfa  yönelir ve bunlar ana değer haline gelirse  o halkın geleceği iyi olmaz.
Resulullah “Din nasihattir” buyurmuşlardır. Müslümanlara etkili nasihat etmek, onlara yapılacak çok büyük bir hizmettir.
Dinî, imanî, Kur’anî  hizmetler ihlasla yapılmalıdır. Allahü Teala ihlasla yapılmayan ibadetleri,  amelleri, cihadı kabul etmez.
Gösteriş için namaz kılanlar Cehennemliktir.
Gösteriş için sahte dindarlık taslayanlar ateştedir.
Sahte mücahidler  yüz üstü sürüklenerek ateşe atılacaktır.















25 EKİM CUMARTESİ GÜNÜ HİCRİ YENİ YIL MÜNASEBETİ İLE ELAZIĞ BÖLGE CAMİMİZDE ÖGLE NAMAZINI MÜTAKİP PROGRAM YAPILACAK PROGRAMDAN SONRA ÇİGKÖFTE VE AYRAN İKRAMI YAPILACAKTIR TÜM ELAZIGIMIZ DAVETLİDİR
FEDERASYON BAŞKANI
AYHAN ŞİMŞEK









Türkiye Müslümanları ABDdeki


Amish’ler Kadar Hür Olmalıdır

Türkiyenin Arabistana, İrana benzemesi için çalıyormuşuz… Yalandır, iftiradır. Biz Türkiyenin din hürriyeti konusunda eski Osmanlıya, bugünkü ABD’ye ve İngiltereye benzemesi için çalışıyoruz.

Türkiyenin Müslüman çoğunluğuna, ABD’de Amish’lere verildiği kadar hürriyet ve serbestlik verilmesini istiyoruz.

Karşıtlarımız Stalin rejimine taraftar. Bizim şu iki Şef’in zamanındaki gibi olmasını istiyorlar. Arnavutluk’un eski diktatörü Enver Hoca’nın din siyasetini isteyenler de var. Enver Hoca ne yapmıştı? 1966’de Anayasaya din ve iman yasaktır maddesini koydurmuş, bütün camileri kiliseleri sinagogları kapatmış, bir ikisi dışında hepsini yıktırmış, namaz kılmayı oruç tutmayı ibadet etmeyi çocukları sünnet ettirmeyi ölüleri dinî törenle gömmeyi yasaklamıştı.

Din hürriyeti olacaksa İngilteredeki, ABD’deki, Norveçteki gibi olmalıdır.
Laik devlet dine karışmamalıdır.
Resmî ideoloji dine karışmamalıdır.
 
Devlet Müslümanların medreselerine, tekkelerine, vakıflarına, Ayasofyaya karışmamalıdır.

İngilterede, ABD’de laiklik yok. Laiklik temel bir insan hakkı değildir, bir değer değildir. Esas olan din hürriyetidir.

Devlet hem laik olacak, hem de resmî bir Diyanet dairesi, yüz bine yakın camii, binlerce İmam-Hatip lisesi; hepsi de devlet memuru olan bir imamlar, müezzinler ordusu olacak. Böyle saçmalık olur mu?

Diyanet bağımsız olmalıdır. İslam Vakıfları bağımsız Ümmet teşkilatına verilmelidir. Cumhuriyet tarihinde yapılan vakıf yağmasına karşılık Ümmete tazminat ödenmelidir.

Devlet ve rejim bir asırdan beri din konusunda yaptığı zulümleri, hatâları, tahribatı telafi etmelidir.

Devlet İslamla barışmalıdır.

İslam düşmanlığı, ırkçılık gibi bir insanlık suçudur.

Müslüman kadın ve kızlar başlarını örterse bunu kimse karışmamalıdır.

Dindar ana babaların küçük kızlarının başlarını örtmesine de karışılmamalıdır.

Başörtüsüne İngiltere, ABD, Avusturya ve daha nice medenî ülkede olduğu gibi hoşgörüyle bakılmalıdır.

Müslümanlara, M. Kemal’in ölümünden sonra fabrike edilmiş ve İslam diniyle bağdaşmayan kemalist ideoloji empoze edilmemelidir.

Bugünkü haliyle Kemalizm bâtıl bir anti-İslam dinidir, mutlaka özelleştirilmelidir.

Okullardaki mecburî din dersleri aslında bir aldatmacadır. Baş tarafında tam sayfa kalpaklı fotoğraf, karşısında bir sayfa beyanname yer alıyor ama besmele yok, içlerinde Dine Şeriata aykırı cümleler, paragraflar… Siz kimi kandırıyorsunuz?

Ayasofya Müslümanlara iade edilmelidir.

İslam medreseleri ve tasavvuf tekkeleri açılmalıdır.

Müslümanlara, bütün öğrencilerinin beş vakit namazı cemaatle kılmaları mecburî olan İslam mektepleri açma hürriyeti verilmelidir.

Din sömürüsü, mukaddesat bezirganlığı önlenmelidir.

Müslümanların birleşip tek bir Ümmet olmalarının önündeki faşist engeller kaldırılmalıdır.

Müslümanlara, kendisine biat ve itaat edecekleri bir İmam-ı Kebir seçmeleri hürriyeti tanınmalıdır.

 

Evet, ABD’deki Amish’lerin hürriyeti gibi bir din hürriyeti istiyoruz.

İngilteredeki Müslümanların sahip olduğu gibi geniş bir din hürriyeti.

İsveç, Norveç, Avusturya’da ve başka medenî ülkelerde olduğu gibi.

Fransadaki bazı yasaklar bizi bağlamaz. Onlar insan haklarına aykırıdır. Kaldı ki, Fransada Katolik liselerinde ve diğer özel okullarda başörtüsü serbesttir.

İsveçte bir Müslüman kadın polis üniformasının üzerine başörtüsü takabiliyor da, bizde böyle bir şey niçin olamazmış?

Müslümanlar ilhamlarını dinsiz diktatörlerden değil, Allahın Kitabından, Resulullahın (Salat ve selam olsun ona) Sünnetinden ve Şeriattan alırlar.

1923’te kurulan Cumhuriyet, başlangıçta bir İslam cumhuriyeti idi. Anayasanın ikinci maddesinde “Devletin dini İslamdır” yazılıydı.

İstanbulda, Dolmabahçe sarayında, Ankara Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmiş bir Halife vardı, her Cuma selamlık alayı ile namaza gidiyordu.

Hafta tatili Cuma idi.

Mahkemelerde Mecelle ile hükm ediliyordu.

Lakin 1924’te Halife kovulmuş ve İslam aleyhinde halkın kabul etmediği karakuşî reformlar yapılmıştır.

Referandum yapılmış olsaydı, halk Ayasofyanın camilikten çıkartılıp müzeye çevrilmesini ister miydi?

İslama karşı yapılan bütün devrimler insan haklarına, din ve vicdan hürriyetine, adalete, hukuka, akl-ı selime (sağduyuya), millî kimlik ve kültüre, demokrasiye, millî menfaatlerimize aykırıdır.

Japonyada böyle devrimler yapılmış olsaydı, o ülke bugünkü kadar kalkınmış olmazdı.

 

İsrail’de hafta tatili cumartesi de bizde niçin Cuma değil?

Çin, Japonya, Hindistan kendi millî yazılarıyla okuyup yazıyorlar da, biz Türkiyeliler niçin bin yıllık millî alfabemizin cahiliyiz?

Ana dili Türkçe olan on milyonlarca vatandaşımız, niçin 1928’den önce dikilmiş Türkçe mezar taşlarını okuyamıyor?

Resmî ideoloji yobazları küçük Müslüman kızların başörtüsü ile okuyabilmeleri hürriyetine saldırıp duruyorlar. Hangi hakla?..

Uluslararası sözleşmelerde, anne babanın, küçük çocuklarını kendi dininde yetiştirme hakkı yazılıdır, bunu niçin kabul etmiyorlar?

 

İngilterenin bir bölümünde, kolejlerde her sabah, dersler başlamadan önce okulun kilisesinde ayin yapılıyor, dua ediliyor. Bunu niçin görmüyorlar?

Türkiyenin Müslüman çoğunluğunun temel haklarına, din inanç ve inandığı gibi yaşamak hürriyetine çıkanlar iki kimlikli Kriptolar ve onların kendilerine benzettikleridir.

Onlar faşisttir… Onlar hürriyet düşmanıdır…

Onlar dıştan sözde Müslümanmış gibi görünürler ama özde Müslüman değildirler.

Onlar iç sömürgecilerdir.

 

Müslümanlar vasıflı, güçlü, birlik halinde, medenî olmazlarsa onlarla başa çıkamazlar, onları sindiremezler, haklarını ve hürriyetlerini elde edemezler.

Onların, çoğunluğun haklarını tanımalarını beklemek safdillik olur.

Onlar Cumhuriyeti kendi renklerine boyamak istiyor.

Onlar kuru lafla engellenemez.

Müslümanların onlardan daha cesur, daha gözü kara olması gerekir.

Onların ideolojileri evrensel değerler üzerine kurulmuş değildir.

Din hürriyeti ise evrensel bir değerdir.

Biz Müslümanlar haklıyız ama hakkımızı söke söke alacak gücümüz yok.

Dıştan onlar, içten içimizdeki yarı mühtediler, münafıklar belimiz büküyor.












Orta Doğu Bitmeyen ve Bitmeyecek Savaşlar

Bu savaşlar on yılların değil yüz yılların, bitmeyecek savaşları. Geçen yüzyılın başından itibaren başlayan savaşların bir devamıdır bugün yaşananlar ve yaşanacaklar. Bundan sonra bölgede bir durulma ve savaşsız günler bekleyenler hayal kırklığı yaşayacak. Emperyalizm güdümünden kurtulunmadıkça bu bitmeyecek de. Kendilerini güçlü sananlar, öyle görünenler hem kendilerini hem de başkalarını yanıltıyorlar.
Dönem dönem yeni belâlar Müslümanların başına musallat ediliyor. Başlangıçta küçük bir örgüt gibi görünen kimi oluşlar zamanla kitleselliğe bürünüyor. Coğrafyamızdaki bütün olaylara bu gözle bakıldığında nasıl sonuçların ortaya çıktığı anlaşılır. Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren önemli süreçler yaşandı, bunula da kalınmayacak. Sağ sol gerilimi geçen yüzyılın başında başladı bir kangrene dönüştü on binlerce genç öldü. Bunlar sekularizmin döngüsünde batılı bir ruha evrildiler. Bitmedi, şimdi de farklı isimler altında dönüşümler yaşanıyor. Kürtler sekülerleşmemişti. Onlar bir bakıma direnmişlerdi, ruhlarını ve özlerini büyük ölçüde korumuşlardı. Onları koruyan manevilikler vardı. Ne yazık ki öncelikle onlar ortadan kaldırıldı, yeni sürece ve oluşa bir düzlem hazırlandı. Kürt kavmiyetçiliği geçmiş zamanda küçük bir oluşumdu. Bu daha çok sol düşünce içinde kendine yer bulabiliyordu. 1980’lerin başında küçük bir örgüt iken Marksist ve solcuların öncülüğünde yer edinme çabasındaydı. Birden zaman içinde gelişti, palazlandı ve kitlesel bir oluşu gerçekleştirdi. Arap ırkçılığı da benzer bir şekilde geçen yüzyılın başında aynı şekilde oluştu. Türk kavmiyetçiliği de. İslâm milletinin ya da insanlığın en önemli boşluğu ırki durumlarıdır.
On yıllardır Orta Doğu’nun merkezi sayılan ve en çekici olan alan ateşler içinde. Öncelikle bölge insanının birbirine düşürülmesi kavimler arasında bir kan davası oluşturulması gerekiyordu. Bölge insanının psikolojisi çatışmalara hazır hâle getirildi. Nereye adım atılsa kan kokusu gelir oldu. Irak’ta öldürülen iki milyonu aşkın insanın ardından huzur geleceği, demokrasinin oturacağı beklendi. Bunların hepsi birer boş hayaldi öyle de oldu.
Orta Doğu dünyanın merkezi ve insanlığın çekim alanı. Her milletin kültürünün merkezidir de. Kudüs, hem Yahudilerin, hem Müslümanların hem de Hıristiyanların merkezi. İnsanlığın merkezi. Kültürlerin oluş merkezi. Böyle olunca her millet oraya sahip olmayı ister. Köklerini orada arar.
Milletlerin kendi kültürlerinin dışındaki insanları ya asimile etmeye ya da yok ederek bölgeyi ellerinde tutmaya çalışmışlardır. Bunda bir tek Müslümanlar kendi kültürleri dışında kalanlara yaşama hakkı tanıdı. Tarih bunun başlıca kanıtı. Kudüs Müslümanların elinden çıktıktan sonra artık bir daha huzur ve sükûn bulmadı.
Son elli yıl içindeki örgütlerin silahlı savunmaya geçişleri de bir plan dahilinde. Pentagondan sızan bilgilere göre veya edinilen izlenimlere göre IŞİD örgütü otuz yıl ortadan kaldırılamayacak. Aslında bu, bu örgütlerin bir biçimde besleneceği anlamına geliyor. Bu savaşlar bitmeyecek denmek isteniyor. Zaten hedef de budur. Bölgedeki ateş dindirilmeyecek demektir aynı zamanda. Savaşın bitmesi ne emperyalizmin ne de ırkçı emperyalizmin işine gelir. Onlar savaşsız duramazlar ve beslenemezler. Onlar kanlı olandan ancak yararlanırlar.
Örneğin çok sıcak bir bilgi, İsrail, Suriye’deki muhalif örgütlere alttan alta hem silâh hem de lojistik destek sağlamış ve sağlamaya da devam ediyor. Bu, ne anlama geliyor, karşı gibi görünülen ve öyle algılatılan hâliyle Türkiye ile İsrail bir düzlemde buluşabiliyorlar. Bir zalim kral yok edilmeye çalışılırken başka belâlar başa sarılmış oluyor ve bundan da bir türlü kurtulunmuyor. Bu gidişle de kurtulunmayacak ve bu savaş böyle, ilanihaye sürüp gidecek. Nedense bu sadece Müslümanların yaşadığı coğrafyalarda oluyor. Burada sadece bir insan soykırımı yaşanmıyor bir kültürle soy kırım yaşanıyor. Müslümanların ruh kökleri kurutulmadıkça durulmayacak ve savaşlar bitmeyecek.










Ahirete kul hakkıyla gitmeyelim


Muhterem Müslümanlar!

Hak mefhumu, dinimizde önemli bir yer tutar. Kur’an-ı Kerim’de en çok üzerinde durulan konuların başında kul hakları gelir. Sevgili Peygamberimiz, Veda Hutbesi’nde:

“Ey insanlar; mallarınız, kanlarınız, ırzlarınız, şeref, haysiyet ve namuslarınız her türlü tecavüzden masumdur.” (Riyazü’s-Salihiyn, C/1, Sf: 262) buyurup, konunun önemine dikkatleri çekmiştir.

Efendimizin beyanına göre, kul hakları iki kısımda ele alınır:

Mal ve eşya olarak başkalarına ait hiçbir şeyi, sahibinin rızası dışında anlamaktır ki buna maddi haklar denir.


Diğeri ise, hiç kimsenin haysiyet şeref Irzına el uzatmamak ve hayat hakkına saygı göstermektir ki bu da manevi hakları alanına girer.

Kur’an Kerim’de:

“Ey İman Edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla değil, karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle yiyin. Haram ile nefsimizi mahvetmeyin.” (Nisa Suresi, âyet: 29) buyurur. Buna göre herkes mal varlığını korumakla mükelleftir.

Karşılıklı anlaşma olmadan kimsenin malına el uzatılamaz.

Efendimiz (SAV):

“Kim bir Müslümanın malını gasp ederse, Allah o Müslümana cenneti haram eder.” (Riyazü’s-Salihiyn C/1, Sf: 262) diye beyanda bulunmuştur.

Ayet ve hadislerden anlaşılıyor ki, hırsızlık, karaborsacılık, vurgunculuk, hileli mal satmak, tartı ve ölçüde hile yapmak kul haklarının gaspıdır. Meşru yollar dışında, ne suretle olursa olsun, zimmete geçirilen hukuka uymayan, her şey kul hakkına tecavüzdür.

Muhterem Müslümanlar!

Gıybet, dedikodu, iftira ve yalanlarla, insanların hoşlanmadıkları şekilde incitilmeleri manevi hakların gaspı olur.

Sevgili Peygamberimiz:

Kıyamet gününde üç kimsenin amel defteri iğrenç olacak/affedilmeyecek:

1.Cenab-ı Hakk’ın azabından korkmayanların.

2.Allah hatırlamayanların.

3.Af edilmemiş kul hakkıyla oraya gelenlerin” buyurmuştur.

Yine Peygamberimiz, ölmeden önce insanlarla barışıp helalleşmemizi, emanetleri yerine getirmemizi tavsiye etmektedir. (Riyazü’s-Salihiyn, C/1, Sf: 241)

Bir gün peygamberimiz yandakilere sordu:

- Müflis/iflas eden kimdir?

- Parası ve mali olmayanlardır, dediler.

Bunun üzerine Efendimiz (SAV):

- Benim ümmetimin müflisi o kimsedir ki, kıyamet gününde namaz oruç ve zekâtla gelir fakat şuna sövmüş, buna iftira etmiş, şunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş ve şunu dövmüş. Bundan dolayı onun sevabında yukarıda sayılan hak sahiplerine verilir. Üzerinde haklar ödenmeden sevabı tükenirse hak sahiplerinin günahları, o kimseyi yükletilir. Sonra o kimse cehenneme atılır. (Riyazü’s-Salihiyn, C/1 Sf: 266) diye beyanda bulundu.

Anlaşılıyor ki, bütün farz ibadetlerini yapılmış olması kâfi görülmeyip, üzerinde kul hakkı oluşturmayacak davranışlar içinde bulunması da gerekir.

Muhterem Müslümanlar!

Meselenin şu günde dikkate alınmalıdır. Herkes ait olan mallar ki bunlara kamu malı deniyor, bunlar bütün topluma aittir. Haksız zimmete geçirmek sorumluluk getirir.

Hazineye, belediyeye, vakıflara ve diğer kamu mallarına ihanet etmek zimmete geçirmek, şahsi menfaatler doğrusunu kullanmakta kul hakkına girer.

Ahirete iman eden kişi dünyada yaptıklarının zerresine varana kadar hesabının sorulacağını bilir ve asla hiçbir şekilde kul hakkına tecavüz edemez. Ederse, ya ahirete iman etmiyordur ya da inancı yok diyecek kadar zayıftır. Bu felaketi hiçbir fert düşmemelidir.

 














CAMİLER VE DİN GÖREVLİLERİ HAFTASI

Elazığ Cami ve Kur'an Kursları Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Şimşek, Camiler ve Din görevlileri haftası münasebetiyle bir açıklama yaptı.

Elazığ Cami ve Kur'an Kursları Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Şimşek, Camiler ve Din görevlileri haftası münasebetiyle bir açıklama yaptı.

Şimşek açıklamasında, “Allah ve resulünün istediği camiler fonksiyonuna dönmesi için cemaat, tarikat, dernek ve vakıflardaki Müslüman kardeşlerimizin namazlarını dergahında, derneğinde, cemaat evlerinde değil camilerde kılıp, camileri şenlendirdikten sonra kendi yerlerine geçmeleri dinimizin emridir. Geçlerimiz ve çocuklarımız camiye geldiğin de yaşlıları görünce İslam’a bakışı değişiyor şevki kırılıyor Onun için tüm cemaatlerden istirhamımız gelin camide bir olalım camilerimizi şenlendirelim camilerimizi sadece namazgahlıktan çıkarıp Müslümanların dertlerinin çözüm yeri olması için çalışalım Peygamber efendimizin hadisi caminin önemini arz ediyor Sahabeden Abdullah İbn-i Mesud (R.A.) diyor ki: ”Kim yarın Allah’a müslüman olarak kavuşmak isterse, şu namazlara ezan okunan yerde (cemaatle kılmaya) devam etsin. Çünkü Allah Peygamberimiz (A.S.)’e hidayet sünnetlerini (yollarını) açmıştır. Cemaat namazları da hidayet sünnetlerindendir. Eğer cemaati terk edip namazı evinde kılan kimseler gibi, siz de namazları (camiye gelmeden) evlerinizde kılmaya devam ederseniz, Peygamberinizin sünnetini ter ketmiş olursunuz. Peygamberinizin sünnetini terkettiğinizde ise muhakkak sapıtırsınız. Yemin olsun ben öyle halimizi görmüşümdür ki, nifakı malum münafıktan -ve hastadan- başka bizden hiç kimse cemaati terketmiyordu. Camiler haftası dolayısı ile din görevlilerimizi hizmetlerinden dolayı kutluyorum.” ifadelerine yer verdi.

Fotoğraf: Elazığ Cami ve Kur'an Kursları Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Şimşek, Camiler ve Din görevlileri haftası münasebetiyle bir açıklama yaptı.

 Elazığ Cami ve Kur'an Kursları Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Şimşek, Camiler ve Din görevlileri haftası münasebetiyle bir açıklama yaptı.

Şimşek açıklamasında, “Allah ve resulünün istediği camiler fonksiyonuna dönmesi için cemaat, tarikat, dernek ve vakıflardaki Müslüman kardeşlerimizin namazlarını  dergahında, derneğinde, cemaat evlerinde değil  camilerde kılıp, camileri şenlendirdikten sonra kendi yerlerine geçmeleri dinimizin emridir. Geçlerimiz ve çocuklarımız camiye geldiğin de yaşlıları görünce İslam’a bakışı değişiyor şevki kırılıyor Onun için tüm cemaatlerden istirhamımız gelin camide bir olalım  camilerimizi şenlendirelim camilerimizi sadece namazgahlıktan çıkarıp Müslümanların dertlerinin çözüm yeri olması için çalışalım Peygamber efendimizin hadisi caminin önemini arz ediyor   Sahabeden Abdullah İbn-i Mesud (R.A.) diyor ki: ”Kim yarın Allah’a müslüman olarak kavuşmak isterse, şu namazlara ezan okunan yerde (cemaatle kılmaya) devam etsin. Çünkü Allah Peygamberimiz (A.S.)’e hidayet sünnetlerini (yollarını) açmıştır. Cemaat namazları da hidayet sünnetlerindendir. Eğer cemaati terk edip namazı evinde kılan kimseler gibi, siz de namazları (camiye gelmeden) evlerinizde kılmaya devam ederseniz, Peygamberinizin sünnetini ter ketmiş olursunuz. Peygamberinizin sünnetini terkettiğinizde ise muhakkak sapıtırsınız. Yemin olsun ben öyle halimizi görmüşümdür ki, nifakı malum münafıktan -ve hastadan- başka bizden hiç kimse cemaati terketmiyordu. Camiler haftası dolayısı ile din görevlilerimizi hizmetlerinden dolayı kutluyorum.” ifadelerine yer verdi.





Ahir Zamanda Bina Zina ve Riba

Muhterem din kardeşim, sen çok iyi bil ki, göklere ser=baş çeken yüksek binaların çoğalması, iktisat işlerinin iyiye gittiğinin alâmeti değildir, Kıyamet alâmetlerindendir.

 

 

Zinanın çoğalması da Kıyamet alametidir.

 

 

Resulullah Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) on dört asır ötesinden bu alametleri bize haber vermiştir. O kendi hevasından konuşmaz, onun sahih hadisleri vahy-i gayr-i metluvdur, Rabb Tealanın ilhamıdır.

 

 

Ey Müslüman!.. Yüksek binaları sevme… Onlarda oturma… Onlara iyi gözle bakma, onların önünden geçerken dehşete düş ve titre.

 

 

Müslüman mütevazıdır, insanın topraktan yaratılmış olduğunu bilir, ölünce toprağa gireceğini bilir ve zemine yakın olur.

 

 

Bütün yüksek, ihtişamlı binalarda Fir’avunluk, Nemrudluk, Deccaliyet, isyan, tuğyan, tağut kokusu vardır.

 

 

Tavil binalarda Yahudiyet vardır.

 

 

Efendimiz, bir hadîs-i şerifinde her gün bir meleğin yeryüzü semasından şöyle nida ettiğini buyurmuşlardır:

 

 

Ey bugün doğacaklar, ölmek üzere doğunuz!.. Ey bugün inşa edilecek binalar, harap olup yıkılmak üzere yükseliniz!..

 

 

Müslümanların yüksek apartmanlarda, yüksek rezidanslarda, üst katları bulutlar arasında kaybolan gökdelenlerde ikamet etmemesi gerekir. Bunlar rabbanî İslam medeniyeti ile, fıtrat-ı beşer ile bağdaşmaz ve uyuşmaz.

 

 

Müslümanın evi mal değil, yuvadır.

 

 

Yüksek, şahane, gerekenden fazla büyük, müzeyyen binalar ve haneler insanları gurur ve kibre düşürür, gurur kibir insanı yakar Cenenneme sürükler.

 

 

Ekonomisi öncelikle yüksek binalar, şaşaalı rezidanslar, gökdelenler, ihtiyacın ötesinde meskenler, yapılaşma, betonlaşma olan bir toplum sonunda yerlere serilmeye mahkumdur.

 

 

Müslümanlar!... Zinadan, binadan, ribadan korkarak, tiksinerek uzak durunuz.

 

 

Zinayı büyük günah ve suç biliniz. Zina serbestliğini elinizden geldiği kadar kötüleyiniz.

 

 

Müslümanlar!.. Yüksek ve müzeyyen binalardan korkunuz, kaçınız… Onların altında kalmamaya çalışınız… Onların gölgesinde bile habaset vardır.

 

 

Müslümanlar, anasıyla zina etmek kadar ağır, iğrenç, rezil bir suç olan ribadan kaçınız kaçınız kaçınız… Kur’anda ribacılar Allaha ve Resulüne savaş ilan etmişlerdir buyuruluyor. Sakın böyle bir savaşta, riba cephesinde olmayınız.

 

 

Zinaya karşı iffet… Yüksek ihtişamlı binalara karşı mütevazı evler… Şeytanî ve deccalî ribaya karşı karz-ı hasen ve meşru ticaret…

 

 

Müslümanlar!.. Ribalı kredi kartları kullanmayınız. Acizane, naçizane, fakirane sizleri uyarıyorum. Ceplerinize Altın Buzağılar koymayınız.

 

 

Görüyorsunuz: Âhir zamanda israf da arttıkça arttı. İsraftan kanaate hicret ediniz.

 

 

Yaşamak için yemeyip, yemek için yaşayanlar kötü yoldadır.

 

 

Kur’an müsrifler=israf edenler için onlar şeytanın kardeşleridir buyuruyor.

 

 

Her konuda, bilhassa mesken, bina, binit (otomobil), giyim kuşam, yeme içme, hayat tarzı konusunda elimizden geldiği kadar Kur’ana, Sünnete, Hikmete uymaya çalışalım.

 

 

Ev alırken, otomobil alırken, yemeğe giderken, elbise satın alırken Allahın Kitabına, Resulün (Salat ve selam olsun ona) Sünnetine, İslam ahlakına ve hikmetine, râsih ulema ve fukahaya, vasıflı Müslümanlara soralım.

 

 

İsraf zina etmek, içki içmek, kumar oynamak, eşkıyalık, hırsızlık gibi günahtır.

 

 

Allah gurur ve kibir sahiplerini sevmez.

 

 

Mütevazı, alçakgönüllü, tevbekâr, kanaatli olalım ki ilahî rahmet ve nebevî şefaat bize nasip olsun.

 

 

 

 

 

(İkinci yazı)

 

 

Kanaatli ve İktisatlı Olmak

 

 

Cimrilik yapmamak şartıyla iktisatlı=tutumlu yaşamak, Müslümanı maddî sıkıntılardan kurtarır.

 

 

Maaşın, gelirin, aldığın ücret az… Ne yapmalısın?.. İktisatlı=tutumlu yaşamalısın… İsraf etmemelisin… Ayağını yorganına göre uzatmalısın.

 

 

Zenginler, varlıklılar israf ediyor, lüks ve beyinsizlik içinde yaşıyor diye üzülüp ağlayanlar akıllı değildir.

 

 

Mütevazı olmak, tutumlu olmak, israf yapmamak ayıp değildir, aksine fazilettir.

 

 

Bütçesi müsait olanlar sık sık iyi restoranlara gidip pahalı yemekler yiyor da ben niçin onlar gibi yaşayamıyorum diye ağlayan kimseler ağlanacak kimselerdir.

 

 

İslam dinine ve ahlakına göre insan zengin de olsa israf yapmamalıdır.

 

 

İşsiz, gelirsiz olanları, maaş ve kazançları çok düşük olanları kasd etmiyorum. Onların elbette geçinebilecek miktarda gelirleri olmalıdır.

 

 

Kanaatli olanın az parası bereketli, israf edenin, lüks beyinsizliğine kapılanın çok parası bereketsiz olur.

 

 

İslama göre kazançta önemli olan gelirin, kazancın helal ve meşru olmasıdır.

 

 

Zenginlikler ikiye ayrılır: Helal zenginlikler… Haram zenginlikler.

 

 

Bugünkü iş, ticaret, sanayi, iktisat, finansta helal haram ayırımı yapılmıyor. Bu, büyük bir felakettir.

 

 

Helal ve tayyip bin lira, haram, kirli, kara bir milyon liradan hayırlı, bereketli, kıymetlidir.

 

 

Müslüman bir toplum parayı ana değer yapar, put haline getirir, Altın Buzağıya taparsa onun geleceği parlak olmaz.

 

 

Cebine, özel bütçesine haram gelir koymak, öldürücü radyoaktif bir madde koymak gibidir.

 

 

Rüşvet paraları öldürücüdür, ateştir.

 

 

İhalelere fesat karıştırmak… Bir malı, ticarî eşyayı kusurunu söylemeden satmak… Gıda maddelerine, içeceklere, sebze ve meyvelere, ballara zararlı kimyevî maddeler, hormonlar koymak, bunlarda sahtekarlık ve gaşşaşlık yapmak hep haramdır. Bu yolla elde edilen zenginlikler Cehenneme sürükler.

 

 

En korkunç ve öldürücü haram zenginlikler, vakıf mallarının, binalarının, arazisinin yağması, ele geçirilmesi yoluyla elde edilendir.

 

 

İslam kadın ve kızlarını şeytanî tesettür modalarıyla giyindirerek milyarlar vuranlar…

 

 

Halka her yıl milyarlarca dolarlık faydasız ilaç yutturanlar.

 

 

Fotoğraf çektirir gibi emar çektirenler, lüzumsuz yere tibbî analiz yaptıranlar…

 

 

Ey akıl, vicdan, ahlak, fazilet, hikmet, sahipleri!.. Sakın ola ki, haram gelirlere, kazançlara heves etmeyiniz.

 

 

Kanaatli olunuz… İktisatlı olunuz… Bir hurmanız olsa, yarısını bir fakire vererek paylaşıcı olunuz.







 

Kim gelip girse bu gün Sâminî gülzârina
Bir kademde vâsil olur her kisi dildârina

Bir nefesde mürde dil bulur hayât-i câvidân
Sâminî enfâs-i kudsîden erer hem yârina

Âlem-i mânâda sâh olmak dilersen tâlibâ
Gel bugün ver varligin Sâminî'nin vârina

Hem gönül âyinesin derd-i sivâdan pâk kil
Er huzûr-i hazrete yanma bu furkat nârina

Âlem-i kudse erismek ister isen Bedriyâ
Sidk ile gel bende ol gir Sâminî bâzârina.

İmam Efendi Hz.

 
 

 

 


Anket

Şu an bu bloğun içeriği yok.

GÜNÜN AYETİ



Yurtlarında gezip dolaştıkları nice nesilleri kendilerinden evvel yıkıma uğratmış olmamız, hala onları doğru yola iletip yöneltmedi mi? Elbette, bunda ayetler vardır; yine de işitmiyorlar mı?

Secde Suresi / 26. Ayet



Ey Benim iman eden kullarım ! Benim arzım geniştir, o halde Bana ibadet edin, her nefis ölümü tadacak, sonra döndürülüp bize getirileceksiniz ve iman edip salih ameller yapmış olanlar, elbette onları cennetin altlarından ırmaklar akan yüksek köşlerine yerleştireceğiz, o halde ki oarda ebedi olarak kalacaklar ! ne güzeldir mükâfatı o iş görenlerin.

ANKEBUT SURESİ AYET 56_57_58

GÜNÜN HADİSİ




Medine'de birgün Efendimiz (s.a.v) bir grup sahabi ile birlikte otururken karşıdan, yamalı elbisesiyle Mus'ab b. Umeyr (r.a) göründü. Efendimiz (s.a.v) onun Mekke'deki gösterişli halini hatırlayıp ağladı ve sonra şöyle buyurdu: Gün gelip sabah bir elbise, akşam bir elbise giyseniz, evlerinizi Ka'be'yi süslediğiniz gibi süsleseniz, haliniz nice olur?" yanında bulunan sahabîler, "O gün, dediler, biz bugünümüzden çok daha iyi oluruz. Çünkü hayat külfetimiz karşılanmış olacak, biz de ibâdete daha çok vakit ayıracağız."

"Hayır! buyurdu, bilakis siz bugün o günden daha iyisinizdir." (Tirmizî, "Kıyamet", 36)





 Resulullah (s.a.a): “Evet, Allah’a andolsun ki, bunlar olacaktır. Ya Selman! O zaman ümmetimin zenginleri gezi, orta hallileri ticaret, fakirleri ise gösteriş için hacca gidecekler. İşte o zaman bir grup insan, Kur’an’ı Allah’tan gayrisi için öğrenecekler, veled’üz-zinalar çoğalacak, Kur’an’la teğanni edilecek, dünya için birbirlerine düşman olacaklar.”


Günün Sözü


Döndüm sana Yâ Müsîeân, doğru kapînâ gelmişem:
Lütfün dilerim El'aman, doğru kapına gelmişem.

Geldim kapînâ bir garip, derd-î dil'e Sen'sin tabib,
Reddeyleme Sen Yâ Mücib, doğru kapına gelmişem.

Bir bende'yim gayet zelil, rûy'im siyah ve hem hecîl
Şah Nakşibertdimdir delîl, doğru kapînâ gelmişem.

Derd-i dii'e sensin deva, dil hastasına ver şifa,
Yarab, bihakk-i Mustafa, doğru kapına gelmişim.

Yandım ilâhî el aman, nâr-i firak'a ben yanam,
Kârımdürür ah-û figan, doğru kapına gelmişim.

Çektim siva'dan ben elî, buldum sana doğru yolu
Münkir bana desün, deli... doğru kapına gelmişim.


Çektim bu denlhu firkati, bahşet ilâhi vuslatı
Yarab, habibin hürmeti, doğru kapına gelmişem.

Bedri gedayım ben zelil, kılmış beni cürmün alil
Rahm'it bana sen ya Celil, Doğru kapına gelmişem.


Hafız Osman Bedrettin

 

Tüm Hakları Saklıdır © 2007 - Bu Sitenin Tüm Sorumluluğu Aydın ŞİMŞEK\'e aittir.