El-Aziz Samini - Hoşgeldiniz - El-Aziz Samini

 

 

 

-HOŞGELDİNİZ-

El-Aziz Samini
Açılış sayfası yapın Sık kullanılanlara Ekle Bize Yazın Siteyi Arkadaşına Öner

HALİT HOCA EFENDİ




HOCAEFENDİNİN 2. SENEİ DEVRİYESİ TALİP HOCANIN DUASI


VİDEOLAR
HOCAEFENDİNİN 1. SENE ANMA PROGRAMINDA
 TALİP DARTAY HOCAMIZIN HATİM DUASI
http://youtu.be/3Ycra-moX3M


HOCAEFENDİNİN VEFATININ 1. SENE ANMA PROGRAMI  http://youtu.be/WYMQ5Q6zFj8


TALİP- HOCAEFENDİ  http://youtu.be/yT29bqkm5bU

HOCAEFENDİ   http://youtu.be/M8aRrNEm-K8
HALİD ÇAKMAK  http://youtu.be/7wgowg1vPuQ
HALİD HOCA EFENDİ 1  http://youtu.be/qA_fq9kOoNA
ELAZIG IN MANEVİ DİNAMİKLERİ  http://youtu.be/JlGqmbF3faI
HALİD HOCA EFENDİ 2    http://youtu.be/cBv3uwyj9uU

Hatme halit hoca efendi  http://youtu.be/oog7hx_pII8

Halit hoca efendi3  http://youtu.be/shdy0E-sX 

HALİT HOCAFEDİNİN CENAZE GÖRÜNTÜSÜ http://youtu.be/f7LNBXSJmEs

HALİT HOCAEFENDİDEN DERLEMELER
http://youtu.be/1p98Yt1uCis

Elazıg eski müftülerden Hacı Ömer BİLGİNOGLU
 http://youtu.be/GGuC21zjFxA

İçerik

 

Duyurular

Şu an bu bloğun içeriği yok.

Üyelik

Kullanıcı Adı

Şifre

Üye Değilseniz? Hemen Tıklayın.

Toplam Ziyaret

Şu ana kadar
463656
sayfa izlenimi aldık. Başlangıç: Şubat 2007

On-Line Durum

Şu an sitede, 6 ziyaretçi bulunuyor

KENDİNE ZULM ETMEK


İNSAN en çok kime zulm eder? Kendine!.. Nasıl zulm eder? Anlatayım:

1. Acıkmadan sofraya oturmak, doyduktan sonra yemeye devam etmek, kendine zulümdür. Böyle yapmak insanın sağlığını bozar, ileride hasta eder, bu ise bir zulümdür. Bir de, günah olan israf etmek var.

2. Devamlı olarak bembeyaz ekmek yemek de kendine zulümdür. Çünkü beyaz ekmek sağlığı dinamitler. Devamlı beyaz ekmek yemek uzun vadeli intihardır.

3. Haram gelir elde etmek, bu gelirlerle zengin olmak, haram yemek de büyük zulümdür. Çünkü kişiyi Cehenneme götürür. İnsan kendini Cehenneme attırırsa bu onun kendine yaptığı çok büyük bir zulüm olmaz mı?

4. Kâfirin ve münafığın asıl zulmü kendisinedir.

5. Rüşvet alan öncelikle kendisine zulm etmiş olur.

6. Hem Müslüman olup hem de namaz kılmamak kendine zulümdür.

7. Çocuklarına ilmihalini öğret(tir)meyen, onları dindar yetiştirmeyen anne babalar hem onlara, hem kendilerine zulm ediyor, çünkü bunun hesabını verecekler, cezasını çekeceklerdir. Dindar yetiştirilmeye çocukları da çok zarar görecektir.

8. Günah olan bir işi işlemek, kendine zulümdür.

9. Yalan söyleyen, israf eden, fitne ve fesat çıkartan, emanetlere hıyanet eden, verdiği sözden dönen, Müslümanları aldatan, yeryüzünde fitne ve fesat çıkartan kimseler kendilerine hıyanet ve zulm etmiş olduklarını iyi bilmelidir.

10. İsraf edenler hem kendilerine, hem topluma zulm etmiş olur.

11. Gıybet etmek, nemmamlık=laf taşımak, iftira etmek kendine zulümdür öncelikle.  Bir insanın ölü kardeşinin etini yemesi ne büyük ne çirkin zulümdür.

12. İnsan, kendisini Cehenneme götürecek ne kadar iş yapıyor, ne kadar laf ediyorsa, hepsi de kendisine zulümdür.

13. Kendisine zulm eden, başkalarına acımaz ve onlara zulm etmekten geri kalmaz.

14. Ahlakı, karakteri bozuk kişi kendine büyük zulm etmiş olur.

15. Baharda yazın pikniğe gidiyor, bir yerde yiyip içiyor, akşam dönerken orasını çöplük gibi bırakıyor. Bu da hem kendine, hem başkalarına zulm etmiş olur.

16. Trafik kurallarına uymadan deliler gibi araba süren şaşkınlar zalim değildir de nedir? Kaza yapabilir, ölebilir, öldürebilir, sakat kalabilir… Bunlar, kendine ve başkalarına zulümdür.

17. Liseli veya üniversiteli Müslüman genç… Osmanlıca öğrenmek istemiyor, kendine zulm ediyor.

18. İleride hesabını alın akıyla veremeyeceği işler yapanların hepsi kendilerine zulm etmiş olur.

19. Namaz kılmamak kendine zulümdür.

20. Zekât vermemek kendine zulümdür.

21. Adam namaz kılıyor ama ihlâsı yok, o da kendine zulm ediyor. Çünkü ihlâssız namaz ve diğer ibadetler kabul edilmez.

22. Bir insanın kendine yapacağı zulümlerin büyüğü gururlu ve kibirli olmasıdır. Allah gurur ve kibir sahiplerini sevmez. Allahın sevmediği bir işi yapmak ne büyük zulümdür.

İnsanlar genellikle suçu, günahı, kabahati, faziletsizliği, zulmü, haksızlığı hep başkalarında, karşıtlarında görürler. Aynaya baksalar asıl günahkârın ve zalimin kim olduğunu ayan beyan görürler.

Kendimize ettiğimiz zulümleri bilsek ve azaltabilsek ne iyi olur.

İnsan zalim ve cahildir.

(İkinci yazı)

Osmanlı Yazısı Bayraktır

İslam-Kur’an yazısı semboldür, bayraktır, Müslümanların İslam alfabesiyle Türkçe okumaları şarttır, zarurettir.

Latin alfabesi adı üstünde Türk yazısı değildir, Türkçeye uygun gibi görünse de kesinlikle uygun değildir.

Latin alfabesi beyni durgunlaştırır, zekâyı körleştirir, kültürü yozlaştırır. Delil mi istiyorsunuz, manzara bakın manzaraya!

İslam-Kur’an yazısı sadece Arapların yazısı değildir, bin yıldan fazla onu kullanmışızdır ve bizim olmuştur, millî olmuştur. Osmanlıca okumayı (ve yazmayı) öğrenmek bir şuur meselesidir. Bu şuura sahip olmayanlar için ne kadar üzülsek yeridir.

Liseli ve üniversiteli bir gençte Osmanlıca öğrenme niyeti yoksa ona ne kadar hayıflansak yeridir. Vah vah vah!

Gençlerimiz bu hayırlı işe niyet etmeli, sonra sabırla azimle sebatla öğrenmelidir.

Ümid ediyorum ki, ileride bu memlekette İslam yazısıyla, yani Osmanlıcayla günlük gazeteler, haftalık aylık dergiler ve kitaplar yayınlanacaktır.

Liseye üniversiteye giden oğluna kızına Osmanlıca öğrettirmeyen anne babalara eseflerimi üzüntülerimi takdim ediyorum. Bu kadar gaflet ve ihmal olmaz.

Ben Osmanlıca bilmiyorum, çocuğum da bilmesene olur zihniyeti utanç vericidir.

1928’de Latin harfleri devrimi yapılınca halk mektepleri kurulmuş ve millete Latin lâdinî okuma yazma öğretilmişti. Bizim de şimdi İslam Yazısı Mektepleri açarak İslam Kur’an yazısıyla Türkçe öğretmemiz gerekir.

Müslümanlar, hem Osmanlıca hem Latince yazıyla eğitim verecek mükemmel liseler açmalıdır.

Böyle liseler, uluslararası anket ve araştırmalarda, İngiltere’deki Eton kolejinden üstün görünmelidir ve olmalıdır.

Osmanlıcayı kötüleyen, Latin yazısını göklere çıkartan Yahudiseverlere soruyorum: İsrail niçin İbrani yazısını muhafaza ediyor?

Yahudilere, İbraniceyi niçin Latin harfleriyle yazmadıklarını sorar mısınız?






Nereden nereye geldik?

Eskiden insanlarımız ruhsal sorunlarını gizleme ihtiyacı hisseder ve psikiyatriste gitmekten kaçınırlardı. Rahatsızlık kişinin yaşam düzenini bozup çevre ile ilişkilerine zarar getirmeye başladığında ise tedavi kaçınılmaz olur fakat kişi bunu çevresinden gizli tutardı. Aileler, çevrenin ne dediğine ne düşündüğüne büyük önem verir ve “deli” olarak tanımlanmaktan korkarlardı. Günümüzde ise bu yargının tamamen yakıldığını aksine psikologa gidip yardım alan insanlarımızın bunu ballandıra ballandıra anlattıklarına şahit oluyoruz. Bugün bir psikologa gidip yardım almak, bilinçli ve kültürlü insanların işi olarak görülüyor. O yüzden insanlar bunu rahatlıkla ifade edebiliyorlar.

İhtiyaç hâsıl olmuşsa psikiyatristen yardım almalı ve bundan kaçınmamalıyız. Fakat günümüzde bu meselenin çok fazla abartıldığını görmekteyiz. Annelerimiz küçük meseleleri dahi büyüterek çocuklarının kollarından tutuyor ve onları psikologa götürüyorlar. Oysa çocuklarla ilgili sorunların büyük bir kısmını anne kendi yeteneklerini kullanarak çözebilir. Yeter ki bunun farkına varsın.

Yirmi yıl evvel bir sosyologun, “Teknoloji geliştikçe yalnızlaşma ve psikomatik sorunlar artıyor, bir dönem sonra insanlar akın akın psikiyatristlere koşacaklar” sözünü işittiğimde bu sözün gerçeği yansıtabileceğine hiç ihtimal vermemiştim. Fakat günümüzde bu gerçeğin artık herkes tarafından kabul edildiğini görmekteyiz. Ruhsal sorunlar çığ gibi artıyor ve yaşlı genç kadın erkek herkes sorunlarına çözüm arıyor.

Evlerimizi ayakta tutan neşe ve huzur kaynaklarımız kökten sarsılıyor,  parçalanıyor ve bütünlüğümüzü kaybediyoruz.

Araştırmalar, son otuz yıl içersinde ergenlerde görülen ruhsal sorunların büyük oranda artmış olduğunu gösteriyor. Erişkinlerin durumu da bundan pek farklı değil. İnsanlarımız en küçük sorunları ile dahi başa çıkamaz hale geliyorlar.  Bizi ayakta tutan dinamikler zayıfladıkça direncimiz düşüyor, rüzgârın önünde savrulan bir yaprak gibi sağa sola yalpalıyoruz.

İnsanın fıtratını en iyi bilen Allah onu ayakta tutacak formülleri Peygamberi aracılığıyla vermiştir. 

Bu ilkeler olmadan ruh ve beden bütünlüğümüzü koruyup sağlıklı bir hayat sürmemiz mümkün değildir. Nitekim günümüzde hizmet veren bunca psikolog, psikiyatrist, sosyal hizmet uzmanları, aile danışmanları varken insanoğlu yine de beklediği huzura ulaşamıyor. Çünkü bu çalışmalar insana, nereden bakması ve nerede durması gerektiği noktasında istikrarlı bir cevap veremiyor. O yüzden yetersiz kalıyor.











GÜZEL BİR CUMA SABAH NAMAZINDA GÜZEL BİR CEMAATLE HEM KAYNAŞMA VE DUA'DA BİR ARAYA GELDİK GELİN HER CUMA SABAH NAMAZINDA BÖLGE CAMİSİNDE BERABER OLALIM CEMAATİN KALABALIGI VE KAYNAŞMASI CENABI ALLAH'IN HOŞUNA GİDER CUMANIZ MÜBAREK OLSUN

Elaziğ CAMİİ ve Kur'an KURSU Dernekleri Federasyonu'nun fotoğrafı.
Elaziğ CAMİİ ve Kur'an KURSU Dernekleri Federasyonu'nun fotoğrafı.
Elaziğ CAMİİ ve Kur'an KURSU Dernekleri Federasyonu'nun fotoğrafı.
Elaziğ CAMİİ ve Kur'an KURSU Dernekleri Federasyonu'nun fotoğrafı.




















Dosdoğru olmak

Muhterem Müslümanlar!

 

 

Sizlere bu hutbemde bir ayet, bir de hadis-i şerif arz edeceğim. Dikkatlerinizi istirham ediyorum.

 

 

Peygamber Efendimiz aleyhisselât-u vesselâm hazretleri buyurur ki: “İman ettim de; sonra dosdoğru ol...”

 

 

Bu hadis-i şerif, İslâm’ın itikat, söz ve amel ile ilgili bütün esaslarını iki kelime üzerinde toplamıştır.

 

 

Allah’a iman, vahiy nizamına inanmaktır. İstikamet de, kitap ve sünnetle emrolunan şeyleri yerine getirmek; din ile dünyayı ayırmamaktır. İnsanı hakikate ulaştıracak yol istikamettir. İstikametleri bozuk olan fert, aile, toplum ve milletlerin ahir ve akıbetleri hep hüsran olmuştur.

 

 

Etrafına bakanlar, ibret alma yeteneğinde olanlar bu acı gerçeği görüp meselenin şahidi oluyorlar...

 

 

Muhterem Müslümanlar!

 

 

İman etmekle şereflendiğimiz Kur’ân-ı Kerim bizlere ibret ve hikmet kapılarını açmakta, imanlarının lezzetini alabilenlere istikametlerini tayin etmektedir. Bu konudaki ayetlerden biri de Hûd Suresi’nin 112’nci ayetidir.

 

 

Hûd Suresi’ndeki: “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol...” ayeti nazil olduğu zaman, İbni Abbas radiyallahu anh hazretleri: “Kur’ân-ı Kerim’de bundan daha şiddetli bir ayet nazil olmadı” demiştir.

 

 

Peygamber Efendimiz sallalah-u aleyhi vesellem hazretleri de: “Hûd Suresi beni kocalttı...” buyurmuşlardır ki, maksat bu ayettir.

 

 

Hûd Suresi’ni çok okuyalım muhterem cemaat! Okuyalım, ibret alalım, tefekkür edelim, tezekkür edelim; icabını yerine getirelim. Bu ayetlerin vahyediliş hikmeti budur.

 

 

Her ayetin bir hükmü bir de hikmeti vardır.

 

 

Hikmetine eremediğimiz ayetten gerekli dersi alamayız. İman zafiyetine düşebiliriz.

 

 

Kendimizi muhafaza altına almamız bu ayetlerin icaplarını yerine getirmemize bağlıdır. Sakın ola ki, vazifelerimiz konusunda hassasiyetlerimizi muhafaza edelim.

 

 

Muhterem Müslümanlar!

 

 

Allah’a iman ilmin hülasası olduğu gibi, istikamet de müntehası/sonudur. Bunlardan biri eksilince önümüz kararır, çukurları göremeyiz, düşer cehennemi boylayabiliriz. Bu ne kötü bir sonuç olur.

 

 

Bu meselede gaflete düşmememiz için Allah (C.C.) bizlere günde en az kıldığımız 40 rekât namazda bunu tekrar ettiriyor.

 

 

Fatiha Suresi’nin sonunda biz bunları okuyoruz. Sadece okumuyor, okumakla birlikte Allah’tan istikametimizin düzgünleşmesi için yardım talebinde de bulunuyoruz.

 

 

Muhterem Müslümanlar!

 

 

Bu hutbemizde iman ve istikamet üzerinde durduk.

 

 

İnşallah böyle bir meseleyi ele almakla isabet ettik. Muvaffakiyetimiz için dua edelim...





Müslümanlar Birleşebilir mi?

Ehl-i Sünnet mensupları, Haricîler, Mutezile, Râfızîler, Vehhabîler, İsmailîler, Gurabiye, Kadiyanîler, Fazlurrahmancılar ve diğer öteki fırkaların mensupları hepsi birden Kur’an’da birleşsin lafının tatbikî kıymeti yoktur. Çünkü yetmiş iki mezhep Kur’an’ın yorumunda anlaşamıyor, nasıl birleşecekler?

 

 

Ehl-i Sünnetin içindeki çeşitlilik birbirini tekfir etmez, sapıklıkla suçlamaz. Bu yüzden Ehl-i Sünnet kendi arasında birleşebilir. Kendi arasında, kendi içinde.

Birbirlerini küfürle, dalaletle=sapıklıkla suçlayan fırkaları kırk yıl kaynatsan birleşemezler.

Birleşebilmek için Kur’an’ı, Sünnetin ışığında doğru yorumlamak, Sevâd-ı Âzam dairesi içinde olmak, ana caddede yürümek gerekir.

Kur’an Allah’ın kadim kelamıdır diyen Ehl-i Sünnet ile hayır Kur’an mahluktur diyen Mutezile nasıl birleşecek?

Kabirleri düzleyen, kabir ziyaretini yasaklayan, mü’minleri şirk ile suçlayan aşırılarla birleşmek lafta olur ama realitede olmaz.

Bizim imamlarımız ismet sıfatıyla sıfatlı mâsum kimselerdir, nebilerden üstün tarafları vardır diyenlerle dinde birleşme olmaz.

Peki birleşme olmasın da Müslümanlar birbirinin gözlerini oymaya, kanlarını dökmeye, yurtlarını harap etmeye devam mı etsinler?

Hayır böyle diyen yok.

Ehl-i Sünnet Müslümanları kendi aralarında birleşsinler, tek bir Ümmet yapısı oluştursunlar, âdil ve râşid bir İmama biat ve itaat etsinler.

Bu birlik kurulduktan sonra fırkalarla ateşkes imzalansın.

Ulema meclisleri kurulsun. İhtilafların giderilmesi, asgarîye indirilmesi için çalışılsın.

Vaktiyle Osmanlı devleti İran Şahı Nâdir Şaha elçi göndermiş, ihtilafların giderilmesi için çalışmalar başlatılmıştı. Bağdad’tan Süveydî-i Bağdadî isminde Sünnî bir âlim, Şiî uleması ile görüşmüş,  adı geçen Şah nice aşırılıklara son verilmesini emr eden bir ferman çıkartmıştı.  Sonra Nadir Şah öldürülmüş, durum yine bozulmuştu.

Müslümanlar birleşemiyorsa, bari savaşmasınlar, birbirlerini öldürmesinler.

Birbirleriyle asırlar boyunca savaşan Osmanlı devleti ile Şiî İran devleti nihayet bir anlaşma yapmışlar, sınırları tespit etmişler ve bir daha savaşmamışlardı.

Bütün Müslümanlar Kur’an’da birleşsinler lafını, Ehl-i Sünneti kaldırıp yerine cihadsız, Şeriatsız, tesettürsüz, suya sabuna dokunmayan evcil, ılımlı ve light bir İslam getirmek isteyenler sarf ediyor.

Ah önce Ehl-i Sünnet birleşebilse.

Emperyalistler, sömürgeciler, Derin güçler Ehl-i Sünnetin arasına casuslar, ajanlar, provokatörler, fitne fesatçılar soktular, Ümmeti bin parçaya ayırdılar. Birleşememesi için ellerinden geleni yaptılar.

Müslümanlar o hallere düştü ki, mübarek Ramazanlarda içkili mekanlardaki lüks ve israflı iftarlara papazlar, patrikler, monsenyörler, zangoçlar çağrıldı ama on Müslüman cemaat lideri senede bir kere bir araya gelemedi.

Ehl-i Sünnet kendi arasında birleşmezse İslam dünyasında birlik olmaz.

Birlik olmazsa ne olur? İslam aleminin bugünkü durumuna bakınız, işte o olur. Irak olur… Suriye olur… Libya olur… Mısır olur… Müslümanlar birbirinin kanını döker, gözünü oyar.

Bırakın kardeşliği, Müslümanlar kendi ardalarındaki kanlı savaşlara bile son veremiyor.

Katoliklik din olarak çöküyor ama birliğini, hiyerarşisini devam ettiriyor. Borneo adasındaki Katolik bir misyoner Papaya bağlıdır, kendi kafasına göre iş yapamaz.

Ehl-i Sünnet birleşse, sonra diğer fırkalarla ateşkes imzalasa hem İslam dünyası, hem bütün cihan kurtulur.

Lakin dindar geçinen birileri birleşmemek konusunda büyük bir inat içindedir.

Ne olacak?

Mehdi çıkacak, ahir zaman savaşları olacak, çok kan dökülecek, Ortadoğu ve İslam dünyası allak bullak olacak, ondan sonra…




















Kur’an Sünnet İcmâ


Sadece Kur’an Müslümanlığı olmaz… Kur’an’ı doğru şekilde tefsir edebilmek için Sünnet ve icmâ da olması gerekir.

Ilımlı İslam projesi İslam’ı yıkmak, içini boşaltmak projesidir.

Dinde yenilik, dinde reform, dinde değişim olmaz. İslam evrenseldir. Hükümleri Kıyamete kadar yürürlükte kalacaktır.

Büyük müfessirlerin rivayet ve dirayet tefsirlerinde hurafe yoktur.

Ehl-i Sünnetin muteber hadis kitaplarında mevzu hadis yoktur.

Peygamberimizin (Salat ve selam olsun ona) hadislerini Avrupa Birliği kriter ve normlarına göre ayıklamak İslam’a hıyanettir, küfürdür.

Ehl-i Sünnet ehl-i bid’at ve dalaletle bir tutulamaz.

Ehl-i Sünnet Kur’an’ın doğru yorumu üzerine kurulmuştur.

İslam ve Kur’an dünyayı idare etmek için gönderilmiştir. Din ile dünya ayrılamaz.

Kemalî ilahiyatçılar açık bir sapıklık içindedir.

Kadın konusunda doğru olan hükümler ve ahlak İslam’ınkilerdir. Batı medeniyetinin, Kur’an’a uymayan kadın anlayışı bâtıldır.

Reformcular, light ve ılımlı İslamcılar, BOP’çular ilahî İslam dininin içini boşaltmak istiyor.

Şeriatsız İslam olmaz… Cihadsız İslam olmaz… Tesettürsüz İslam olmaz… Fıkıhsız İslam olmaz…

Resulullahın Ashabını devreden çıkartırsanız gerçek İslam kalmaz.

İslam’a en büyük zararı din sömürücüsü eşkıya vermektedir.

Bütün Kur’an Sünnet icmâ Müslümanlarının tek bir Ümmet çatısı altında toplanmaları, ittihad içinde olmaları farzdır.

Zamanın râşid İmamına biat ve itaat etmek gerekir.

Tefrika, nifak, şikak, çekişme, tepişme, mü’mine düşmanlık etmek, birliği bozmak haramdır.

İslam hiçbir küfür ideolojisi ile uyuşmaz ve bağdaşmaz.

İslam, tek hak ibrahimî dindir. Üç hak ibrahimî din yoktur.

Zekâtını Kur’an’a, Sünnetçe, Şeriata, fıkha göre tastamam vermemek büyük günah ve isyandır.

Saf ve cahil Müslümanların zekâtlarını Şeriata ve fıkha aykırı şekilde gasb edenler haindir, eşkıyadır.

Bilenlerin, ilmi ve icazeti olanların Müslüman halka nasihat etmesi, onlar için vazgeçilmez bir vazifedir.

Emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmayan bir İslam toplumunun başına azab iner.

Bir İslam toplumunda başkanlıklar, makamlar mevkiler, memuriyetler, hizmetler, işler ehliyetli olanlara verilmez, ehliyetsizlere verilirse o toplum batar.

Cahillerin veya kötü niyetlilerin Kitabullahı kendi re’y ve hevalarına göre yanlış yorumlamaları küfürdür.

Cahillerin dini konuları mıncıklamaları, tartışmaları yıkıma sebep olur.

İslam’ın sahih bir imandan sonra ikinci şartı ve temeli beş vakit namazın dosdoğru kılınmasıdır. Namazı terk, ihmal eden veya kılmakta tehavün gösteren Müslüman toplumlar necat bulmaz, iflah olmaz.

Bir İslam şehrinde vakit ezanı okununca yer yerinden oynamalı, Müslümanlar akın akın camilere gidip Rabbülalemine ibadet etmelidir.

Din iman Kur’an hizmetleri paraya ve maddî menfaate endekslenince toplum yıkılır.

Allah için yapılan hiçbir ibadet, hayır hasenat, cihad ihlâssız kabul edilmez.

Müslüman bir toplumda islamî hizmetler ve faaliyetler, islamî temsilcilik cahillere, ehliyetsizlere, yetersizlere verilince her şey bozulur.

İslam’ı iyi ve doğru şekilde bilmeyenler ona hizmet edemez.

Bir İslam ülkesinde cami imamlığı, maaşlı namaz kıldırma memurluğuna dönüşürse din yıkılır. Çünkü namaz dinin direğidir. İmam namaz kıldırma memuru değildir.

Bir İslam toplumunun seküler olması, laikleşmesi, din ile dünyayı ayırması onun sonu olur.

Tek bir Ümmet olamayan, Ümmet çatısı altında teşkilatlanamayan Müslümanlar hür, aziz, haysiyetli bir hayat süremez.

Hedonistin imanı varsa o da elbette Müslüman’dır ama kötü ve vasıfsız bir Müslüman’dır. Hedonist hayat felsefesi ile Kur’an ve Sünnet İslamlığı bir olmaz.

Beş vakit namazı ya tamamen terk eden, yahut buna gereken önemi vermeyen, onu dosdoğru kılmayan Müslüman bir toplum dinini kendi elleriyle yıkmaktadır.

Holigan militan fanatik cemaatçilerden hizipçilerden, fırkacılardan islamî köy olmaz, kasaba olmaz.

Mü’minler birbirlerini Allah için sevmezlerse birleşemezler, birleşemeyince zelil ve rezil olurlar.

Dini, Kur’an’ı, mukaddesatı alet ederek şahsî zenginlik, siyasî prestij, nefsanî nüfuz elde edenler, yani din sömürücüleri Ümmetin en rezil kişileridir. Ümmet onları kusmazsa iflah olmaz.

Hem Rahman’a ibadet ettiğini iddia eden, hem de azılı İslam düşmanı Tağutların ve Deccalların yolundan gidenler ya ahmağın ahmağı, yahut katmerli münafıktır.

Son paragraf: Türkiye Müslümanlarının vebali,  vazifelerini ve hizmetlerini hakkıyla yapmayan bilenlerin üzerinedir. Onlar halkı gereken ve yeterli şekilde uyarsalar, aydınlatsalar, bilgilendirseler, çekip çevirselerdi durum böyle olmazdı.

(İkinci yazı)

Türkiye’yi Geri Bırakan 14 Kötülük

1. Yüksek tahsil yapan herkesin (Ender istisnalar dışında) devlet, belediye, özel kurum bünyesinde maaşlı memur olmak istemesi; teşebbüs-i şahsî zihniyetine sahip olmaması.

2. En büyük ekonomik sektörün, sermayeyi betona gömen mesken, yapılaşma, binalaşma sektörü olması. Üretime ve ihracata gereken önemin verilmemesi, Güney Kore örneğinden ibret ve ders alınmaması.

3. Lüks, israflı, aşırı tüketimli bir hayat tarzının benimsenmesi, kanaatli yaşanmaması.

4. Meskenlerin gerekenden fazla büyük olması ve gösterişe yönelik döşenmesi.

5. Otomobillerin ihtiyaca göre alınmaması, bu konuda gösterişe ve lükse kaçılması.

6. Ziraat ve hayvancılık arazilerinin yapılaşmaya açılması veya boş bırakılması.

7. Vaktiyle dünyanın sayılı tahıl ambarlarından biri olan ülkemizin, her yıl üç milyon ton buğday ithal eder duruma düşürülmesi.

8. Günde beş milyon ekmeğin çöpe atılması.

9. Türkiye’nin, uluslararası şeffaflık ve temizlik anketinde 10 üzerinden 5 not alan kirli bir ülke haline getirilmiş olması.

10.  Bir milyon öğretmene sahip eğitim sisteminin iflas etmiş olması.

11.  Bütün medenî faaliyetlerin aleti ve vasıtası olan zengin yazılı edebî Türkçenin yitirilmiş olması.

12.  Türkiye kimliğinin temel unsuru olan gerçek İslam’ın yerine emperyalistlerin, iç ve dış sömürgecilerin istediği yapay evcil bir din getirilmek istenmesi.

13. Halkın bedevîleştirilmesi.

14.  Siyasetin kirletilmesi.






Tesettür saygınlık kazandırır

Üç yıl önce tesettüre giren bir genç kız duygularını şöyle anlattı:

Tesettür konusunda bilgilendirilmemiştim. Aileden ne gördüysem onu yapıyor, özellikle ablalarımı taklit ediyordum. Annem tesettüre çok fazla karşıydı, ona göre bir insanın kalbi temizse örtünmesine hiç gerek yoktu. Bir kadın bakımlı ve güzel olmaydı. Annem ve ablalarım evde kendilerine pek itina göstermezlerdi. Ama dışarı çıkmaya karar vermişlerse, hazırlıklar iki saat önceden başlardı. Her şey çok mükemmel olmaydı. Annem ve ablalarım modayı takip ederler ve o yıl ne revaçtaysa ulaşır ve alırlardı. Ben de onlardan gördüğüm şekilde kendimce giyinirdim.

Dışarı çıktığımda bütün gözler üzerime yönelirdi. Laf atanlar, sözel tacizler, peşime takılmalar… Çeşitli yöntemler buluyor ve kendimi korumaya alıyordum. Dışarı çıkarken abartılı şekilde süslenir ve en güzel kokuları sürerdim. Bir kadın öyle olmalıydı, buna inanıyordum. Fakat peşime takılan kötü niyetli insanlar beni çok rahatsız ediyordu. Kimi zaman otobüsten iniyor, kimi zaman yolumu kaybettiriyor, kimi zaman bir markete girip kurtulmaya çalışıyordum.

Üniversite ikinci sınıfta bir arkadaşla tanıştım. Onunla samimiyetimi epey ilerlettim, hatta evlerine gidip gelmeye başladım. Sonra onun tavsiyesi üzerine kitaplar okumaya başladım. Kur’an’la tanıştım, Hz. Peygamberin hayatını okudum. Bir yıl sonra kapanmaya karar verdim. Ailem çok tepki gösterdi ama sonunda beni kaybetmemek için müsaade ettiler. İlk tesettüre girdiğimde duygularım çok yoğundu, içimde tarif edemeyeceğim bir huzur vardı. O gün ilginç olaylar yaşadım. Birini sizinle paylaşmak istiyorum. Her zamanki duygularla otobüse bindim. Daha önceki yaşantımda, birkaç kişinin kem bakışlarına maruz kalırken o gün insanlar yer veriyor ve saygı ile hitap ediyorlardı. Bu benim çok hoşuma gitmişti. Bu durumun sürekli devam edip etmeyeceğini merak ediyordum. Ama gerçekten tesettüre girdikten sonra kötü bakışlardan ve peşime takılan kişilerden kurtulmuştum. Tesettürün bizim için bir kalkan olduğuna tam olarak inandım ve yaşadım. Bana bu duyguyu yaşatan Rabbine hamd ettim.

Tesettürlü hanımlara da kötü gözle bakanlar olabilir. Ancak diğerleri ile kıyaslandığında bunun çok daha nadir olabileceğini düşünüyorum. En azından kendi tecrübelerime dayanarak bunun böyle olduğunu söyleyebilirim… (M. T)

Genç kızın duygularını aynen aktardım, takdir ve yorum sizin…






Neyin kavgasını yapıyoruz?

Al-i İmran Suresi’nin 102. âyeti“Ey İman Edenler!...” diye başlıyor. Allah (C.C.) doğrudan doğruya Müslümanlara hitap ediyor. Bu hitap ile başlayan ayetlerde;

* ya emir,

* ya yasak,

* ya da mükellefiyet vardır.

Bu ayette hangi hadisenin müminleri alakadar ettiğini anlamak için ayetin mealine şöyle bir bakalım: “Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslüman olarak can verin.”

Allah’ın azabından korkmayı bütün İslam âlimleri;

* Allah’ın emirlerini yerine getirmeye ve,

* Yasaklanan kaçınmaya çalışmaktır, şeklinde açıklamışlardır.

Hangi halde bulunursak bulunalım Hukukullah’a daha saygıda kusura etmeyeceğiz.

*. Böylece Müslüman kimliğimizle öleceğiz.

Allah (C.C.) Müslümanlardan, Müslüman şahsiyetimizle ölmemizi istiyor. Müslüman olarak ölmenin çaresine bakacağız. Derdimiz ahirete Müslüman olarak gitmektir. Bunun tedbiri nedir?

Müslüman olarak ölmek için Müslüman olarak yaşamak lazım. Böyle yaşamayan Müslüman olarak ölemez. Peygamber Efendimiz (S.A.V.), “Nasıl yaşıyorsanız öyle öleceksiniz” buyurmuştur.

Hangi kimlikle yaşıyorsanız o kimlikle öleceksiniz.

Hangi karakterde yaşıyorsanız o karakterle öleceksiniz.

Hangi sistemin altında yaşıyorsunuz o sistemle öleceksiniz.

Yaşadığınız sokak, çarşı ve caddelerin İngiltere’nin sokaklarından, çarşılarından ve caddelerinden farkı var mı? Bunun farkında olacaksın buyuruyor bu ayette Allah (C.C.).

Dikkat ediyor muyuz?

Bütün Yahudilerin gayesi arz-ı mev’uda sahip olmaktır.

Bütün Hıristiyanların gayesi evvelce

Hıristiyanların sahip olduğu memleketlere yeniden sahip olmaktır.

Bu iki millet bunun için çalışıyorlar.

Peki, Müslümanlar ne için çalışıyorlar?

“Müslüman olarak ölün…” ayetinin manası Müslüman olarak yaşayın, demektir.

Bulunduğunuz aileye, sokağa, mahalleye, ülkeye İslam’ı hâkim kılın... Ayetin söylediği bu.

* Kimlersiniz?

* Kimlerlesiniz?

* Kimleri seviyorsunuz?

* Başınıza kimleri getiriyorsunuz?

* Dikkat ediniz...

İslam, insanlığın selametidir, kurtuluşudur.

Dünyadaki bütün kavgalar İslam’ı durdurmak ve unutturmak için yapılıyor. İslam’ı yok etmek için yapılıyor.

Ehl-i dünyanın, ehl-i küfrün kavgası bu.

Ey Müslüman! Senin çalışman da İslam’ı yaymak olmalıdır.
















HAC'A VE UMREYE GİDEN KARDEŞLERİMİZİN ÇOGUNLUGUNDA GÖRDÜGÜMÜZ HURMA TABAKLARINDA ALLAH (C.C) İSMİ VAR BUNU YAPAN ZİHNİYET NEYE HİZMET EDİYORSA BİLMİYORUZ AMA HACI KARDEŞLERİMİZİN BUNU KULLANMALARI BÜYÜK VEBALDİR . BİZLER ALLAH'IN İSMİ YAZILAN TÜM ESERLERE HÜRMET GÖSTERİRKEN NE HALE GELDİK BİZİ BİZLE YIKIYORLAR LÜTFEN KULLANMAYALIM,ALMAYALIM SATANLAR SATMASIN BUNU PAYLAŞALIMKİ KARDEŞLERİMİZ HATADAN DÖNSÜN
FEDERASYON BAŞKANI
AYHAN ŞİMŞEK

Elaziğ CAMİİ ve Kur'an KURSU Dernekleri Federasyonu'nun fotoğrafı.
Elaziğ CAMİİ ve Kur'an KURSU Dernekleri Federasyonu'nun fotoğrafı.
Elaziğ CAMİİ ve Kur'an KURSU Dernekleri Federasyonu'nun fotoğrafı.



 

Kim gelip girse bu gün Sâminî gülzârina
Bir kademde vâsil olur her kisi dildârina

Bir nefesde mürde dil bulur hayât-i câvidân
Sâminî enfâs-i kudsîden erer hem yârina

Âlem-i mânâda sâh olmak dilersen tâlibâ
Gel bugün ver varligin Sâminî'nin vârina

Hem gönül âyinesin derd-i sivâdan pâk kil
Er huzûr-i hazrete yanma bu furkat nârina

Âlem-i kudse erismek ister isen Bedriyâ
Sidk ile gel bende ol gir Sâminî bâzârina.

İmam Efendi Hz.

 
 

 

 

Anket

Şu an bu bloğun içeriği yok.

GÜNÜN AYETİ



Yurtlarında gezip dolaştıkları nice nesilleri kendilerinden evvel yıkıma uğratmış olmamız, hala onları doğru yola iletip yöneltmedi mi? Elbette, bunda ayetler vardır; yine de işitmiyorlar mı?

Secde Suresi / 26. Ayet



Ey Benim iman eden kullarım ! Benim arzım geniştir, o halde Bana ibadet edin, her nefis ölümü tadacak, sonra döndürülüp bize getirileceksiniz ve iman edip salih ameller yapmış olanlar, elbette onları cennetin altlarından ırmaklar akan yüksek köşlerine yerleştireceğiz, o halde ki oarda ebedi olarak kalacaklar ! ne güzeldir mükâfatı o iş görenlerin.

ANKEBUT SURESİ AYET 56_57_58

GÜNÜN HADİSİ




Medine'de birgün Efendimiz (s.a.v) bir grup sahabi ile birlikte otururken karşıdan, yamalı elbisesiyle Mus'ab b. Umeyr (r.a) göründü. Efendimiz (s.a.v) onun Mekke'deki gösterişli halini hatırlayıp ağladı ve sonra şöyle buyurdu: Gün gelip sabah bir elbise, akşam bir elbise giyseniz, evlerinizi Ka'be'yi süslediğiniz gibi süsleseniz, haliniz nice olur?" yanında bulunan sahabîler, "O gün, dediler, biz bugünümüzden çok daha iyi oluruz. Çünkü hayat külfetimiz karşılanmış olacak, biz de ibâdete daha çok vakit ayıracağız."

"Hayır! buyurdu, bilakis siz bugün o günden daha iyisinizdir." (Tirmizî, "Kıyamet", 36)





 Resulullah (s.a.a): “Evet, Allah’a andolsun ki, bunlar olacaktır. Ya Selman! O zaman ümmetimin zenginleri gezi, orta hallileri ticaret, fakirleri ise gösteriş için hacca gidecekler. İşte o zaman bir grup insan, Kur’an’ı Allah’tan gayrisi için öğrenecekler, veled’üz-zinalar çoğalacak, Kur’an’la teğanni edilecek, dünya için birbirlerine düşman olacaklar.”


Günün Sözü


Döndüm sana Yâ Müsîeân, doğru kapînâ gelmişem:
Lütfün dilerim El'aman, doğru kapına gelmişem.

Geldim kapînâ bir garip, derd-î dil'e Sen'sin tabib,
Reddeyleme Sen Yâ Mücib, doğru kapına gelmişem.

Bir bende'yim gayet zelil, rûy'im siyah ve hem hecîl
Şah Nakşibertdimdir delîl, doğru kapînâ gelmişem.

Derd-i dii'e sensin deva, dil hastasına ver şifa,
Yarab, bihakk-i Mustafa, doğru kapına gelmişim.

Yandım ilâhî el aman, nâr-i firak'a ben yanam,
Kârımdürür ah-û figan, doğru kapına gelmişim.

Çektim siva'dan ben elî, buldum sana doğru yolu
Münkir bana desün, deli... doğru kapına gelmişim.


Çektim bu denlhu firkati, bahşet ilâhi vuslatı
Yarab, habibin hürmeti, doğru kapına gelmişem.

Bedri gedayım ben zelil, kılmış beni cürmün alil
Rahm'it bana sen ya Celil, Doğru kapına gelmişem.


Hafız Osman Bedrettin

 

Tüm Hakları Saklıdır © 2007 - Bu Sitenin Tüm Sorumluluğu Aydın ŞİMŞEK\'e aittir.