El-Aziz Samini - Hoşgeldiniz - El-Aziz Samini

 

 

 

-HOŞGELDİNİZ-

El-Aziz Samini
Açılış sayfası yapın Sık kullanılanlara Ekle Bize Yazın Siteyi Arkadaşına Öner

HALİT HOCA EFENDİ


HOCAEFENDİNİN 2. SENEİ DEVRİYESİ TALİP HOCANIN DUASI


VİDEOLAR
HOCAEFENDİNİN 1. SENE ANMA PROGRAMINDA
 TALİP DARTAY HOCAMIZIN HATİM DUASI
http://youtu.be/3Ycra-moX3M


HOCAEFENDİNİN VEFATININ 1. SENE ANMA PROGRAMI  http://youtu.be/WYMQ5Q6zFj8


TALİP- HOCAEFENDİ  http://youtu.be/yT29bqkm5bU

HOCAEFENDİ   http://youtu.be/M8aRrNEm-K8
HALİD ÇAKMAK  http://youtu.be/7wgowg1vPuQ
HALİD HOCA EFENDİ 1  http://youtu.be/qA_fq9kOoNA
ELAZIG IN MANEVİ DİNAMİKLERİ  http://youtu.be/JlGqmbF3faI
HALİD HOCA EFENDİ 2    http://youtu.be/cBv3uwyj9uU

Hatme halit hoca efendi  http://youtu.be/oog7hx_pII8

Halit hoca efendi3  http://youtu.be/shdy0E-sX 

HALİT HOCAFEDİNİN CENAZE GÖRÜNTÜSÜ http://youtu.be/f7LNBXSJmEs

HALİT HOCAEFENDİDEN DERLEMELER
http://youtu.be/1p98Yt1uCis

Elazıg eski müftülerden Hacı Ömer BİLGİNOGLU
 http://youtu.be/GGuC21zjFxA

İçerik

 

Duyurular

Şu an bu bloğun içeriği yok.

Üyelik

Kullanıcı Adı

Şifre

Üye Değilseniz? Hemen Tıklayın.

Toplam Ziyaret

Şu ana kadar
460246
sayfa izlenimi aldık. Başlangıç: Şubat 2007

On-Line Durum

Şu an sitede, 3 ziyaretçi bulunuyor

PEYGAMBER EFENDİMİZ "YÜKSEK BİNALAR KIYAMET ALEMETİNDEDİR" YÜKSEK BİNALAR ARTTIKÇA ZENGİN MAHALLESİ,FAKİR MAHALLESİ DİYE AYRIMLARIN BAŞLADIGI SİTEDE OTURAN ETRAFI ZENGİNLERLE DOLU OLDUGU İÇİN DİGER TARAFTAKİ FAKİRLERİ GÖREMEMEKTE FAKİR İSE ONUN GÖZÜNDE TEK KAPICIYI GÖRMEKTE VE YENİ BİR İSLAMİ BURJUVA OLUŞMAKTA ZENGİN ARKADAŞLARLA 15 GÜNDE BİR YEMEKLİ TOPLANTI BİR DE BİR HADİS OKUNUR,RAMAZANDA ZEKATINI CEMAATİNE,İFTARI ZENGİNLERE,KURBANINI VEKALETLE KESTİRİR VE KENDİSİNİ CENNETİN EN ÜSTÜNE KOYAR VE AŞAGDA FAKİRİM EZİLMİŞ KİMSENİN HABERİ YOK FAKİR GELSEDE SİTE GÖREVLİSİ BIRAKMAZ ÇOCUK SERVİSLE KOLLEJE GİDER GELİR KORKUSUNDAN YETİŞMİŞ GENCİNİ BİLE EKMEK ALMAYA YOLYAMAZ BU AYRIM GİTTİKCE DERİNLEŞMEKTEDİR UYANMASAK BİZİ BİRİ UYANDIRIR KİMSE BİZİ UYANDIRMADAN UYANALIM

Elaziğ CAMİİ ve Kur'an KURSU Dernekleri Federasyonu'nun fotoğrafı.
Elaziğ CAMİİ ve Kur'an KURSU Dernekleri Federasyonu'nun fotoğrafı.











Ah Müslümanlar!..

Müslümanlar!.. Evet avazım çıktığı kadar Müslümanlar diye feryat etmek istiyorum… Ah Müslümanlar, vah Müslümanlar…

Yüzde kaç iseler iyi, güçlü, vasıflı Müslümanlara bir şey dediğim yok. Onların ellerinden öperim.

Kur’an Kur’an deyip de Kur’anın emirlerini yerine getirmeyen, yasaklarından kaçınmayan, öğütlerini tutmayan Müslümanlar.

Peygamber deyip de onun Sünnetine uymayan, onun gibi yaşamayan, onun ahlakı ile ahlaklanmaya çalışmayan, tam aksine Sünnete zıt yollarda yürüyen Müslümanlar.

Lafla âhirete inanıp da ahirete, Mahşere, hesaba kitaba, Mahkeme-i Kübraya hazırlanmayan Müslümanlar.

Taşlanmış şeytandan Allaha sığınırım cümlesini sık sık tekrarladıkları halde şeytana itaat eden Müslümanlar.

Ah ah ah haram yiyen Müslümanlar… Rantçı Müslümanlar… Altın ve gümüşü, dolar ve euroyu, parayı ve lirayı deli gibi seven Müslümanlar.

Nefs-i emmarelerini dizginlemeyen, frenlemeyen Müslümanlar.

Ben ben ben deyip duranlar.

Ah Müslümanlar, kötülük yapmamakla işin bitmeyeceğini, kötülüklere karşı çıkmak da gerektiğini unutan Müslümanlar.

Nice kardeşleri aç yatarken, tok ve keyifli sabahlayan Müslümanlar.

Emanetleri ehil olanlara vermeyen, ehliyetsiz ve liyakatsizlere veren Müslümanlar.

Ellerine para, imkan, zenginlik geçince azan, lükse israfa sefahate dalan Müslümanlar.

Doyduktan sonra yemeye devam edip hastalanan semiz Müslümanlar.

Lüks meskenleriyle, lüks otolarıyla, lüks markalı giysileriyle, lüks yemekleriyle övünen beyinsizler.

Hele hele hele, şu bildikleriyle âmil olmayan sözde bilenler.

Halkı uyarmayanlar, aydınlatmayanlar, bilgilendirmeyenler.

Emr-i mâruf ve nehy-i münker farzını tâtil edenler.

Yağcı, yalaka, dalkavuk, meddah, şakşakçı İslamcılar.

İlahiyatçı postuna bürünüp, efendilerinin talimatı mucibince light ılımlı Fazlurrahmancı mezhepsiz cihadsız Şeriatsız yeni bir İslam türetmek isteyenler.

Ah, içi boşaltılmış Müslümanlar, İslamın içini boşatmaya çalışan Müslümanlar.

Partiye zarar verir bahanesiyle doğruları söylemeyenler.

Nisan mayıs haziran fırtınalarına yanardağ patlamalarına, sosyal zelzelerine karşı tedbir almayan Müslümanlar.

Allah için kurban küp için kavurma Müslümanları.

Din iman Şeriat elden giderken yan gelip yatan Müslümanlar.

Çocuklarına ilmihallerini öğretmeyen, namaz kıldırmayan gafil Müslümanlar.

Dinleri para, kıbleleri karı olanlar.

Hizipçi, fırkacı, holigan, militan, fanatik, bedevî cahiller.

Sayıları çok, ağırlıkları yok olanlar.

Bölünmüş, parçalanmış, birbirine düşmüş, tefrikacılar.

Şucular bucular ocular…

Ah Müslümanlar… Vah Müslümanlar… Eyvah Müslümanlar…

 

•(İkinci yazı)


Deveye Hendek Atlatmak

Lisanımızda “deveye hendek atlatmak kadar zor ” tabiri vardır. Zamanımızda bir kısım Müslümanlara laf anlatmak deveye hendek atlatmaktan bin kere zordur.

Müslüman bir genç, liseye veya üniversiteye gidiyor, “milli eğitim bakanlığı bedava Osmanlıca kursları açtı. Hemen yazılın, bin yıllık milli yazımızı öğrenin…” derseniz, aradan birkaç ay geçtikten sonra, Osmanlıca kurslarına yazıldınız mı diye sorarsanız, yazılmamıştır.

Yine Müslüman imanlı bir gence beş vakit namaza başlamasını söylersiniz size donuk gözlerle bakar namaza başlamaz.

Gıybet etme derseniz, o hiç tınmaz her gün birkaç saat gıybet eder.

İnsanı manayı yükselten bütün teklifleriniz temennileriniz tavsiyeleriniz yerine getirilmez.

Velhasıl, böylelerine güzel faydalı bir iş yaptırmak deveye hendek atlatmaktan zordur.

On sekiz yaşında, lise sona giden bir genç. Elbette, yaşı itibari ile birikimli ve tecrübeli değildir.

Altmış yaşında kültürlü birikimli tecrübeli olgun biri ona şöyle yap, şöyle yapma, şunu öğren diye nasihat ettiğinde onun bu nasihatleri tutması gerekir. Tutmazsa ileride pişman olacaktır ama iş işten geçtikten sonra…

Genç bir insan için faydalı öğütleri tutmamak çok büyük bir kayıptır, zarardır.

Aklı çalışan zeki bir genç faydalı öğütleri tutar.

Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim kurtarıcı öğütlerle doludur.

Resulullah Efendimizin (salat ve selam olsun Ona) Sünneti ve hadislerinde binlerce öğüt vardır.

Muteber ve güvenilir din kitaplarımız öğütler hazinesidir.

Bu öğütleri tutmayan kişi akıllı görünse de ahmaktır. Yahut aklı vardır, şeytana uymaktadır.

Ülkemizde artık çeşitli konularda yekûn tirajı milyonları bulan on binlerce çeşit din ve nasihat kitabı vardır. Bunlar yayınlanır, satılır ama içlerindeki nasihatler kabul edilip hayata uygulanmaz

Bu nasihat kabul etmezliğin, idraksizliğin, şuursuzluğun kaynağı nedir.

Sanıyorum, ülkemizde yaygın bir haram yeme vardır.

Çocuk temiz ama babasının bilerek veya bilmeyerek haram kazancı var çocuk da onu yiyor. Haram yemek insanın basiretini bağlar, aklını köreltir.

Bir sebep de harama bakmanın yaygın hale gelmesidir.

Bir gencin selim aklı olacak ve o “oğlum, kızım, imandan sonra İslam’ın ikinci temel şartı beş vakit namazdır, onu dosdoğru kıl” denilecek, o da bu öğüdü dinlemeyecek. Olacak şey değil.

Bir soru: Ülkemizde Müslümanlara önemli konularda gereği gibi nasihat edilmekte midir? Maalesef edilmiyor.

Hangi konularda nasihat edilmelidir:

1. Tashih-i itikat, yani inançların doğru olması.

2. Beş vakit namazın kılınması

3. Her Müslümanın ilmihalini öğrenip içindeki bilgileri hayata uygulaması

4. Allah ile olan bütün ibadet ve işlerde ihlaslı olmak

5. Yaratıklara karşı adaletli insaflı olmak

6. Kötülükle çok emreden nefsini en büyük düşman bilmek.

7.Meşrep farklılıkları da olsa bütün müminleri kardeş bilmek

8. Ahlaklı ve faziletli bir Müslüman olmak

9. Kur’anın sünnetin şeriatın emrettiği şekilde dosdoğru olmak

10. Âlim, arif hayırlı bir Müslüman olmaya çalışmak.

Tağutî şer kuvvetleri Müslümanları bozmak için gece gündüz çalışıyor. Hakiki İslam hizmetkârlarının, insanları ıslah hususunda onlardan daha fazla çalışması gerekir.

Kuru nasihatlerin etkisi olmuyor. Onların içine aşk şevk samimiyet ihlas ilave etmek gerekir.

Okullarda mecburi din kültürü dersleri var. Bunların bir faydası oluyor mu? Bu derslerde namaz dinin direğidir, her Müslüman kılmalıdır deniliyor ama bu öğüdü dinleyen var mı?

Keşke bir “Halka Nasihat Vakfı “ kurulsa, her vasıta ile tesirli nasihatler edilse. Yüzlerce konuda broşürler kitapçıklar, afişler, levhalar, TV ve radyo yayınları…

Bu nasihatlere cemaatçilik, tarikatçılık, meşrepçilik, holiganlık, militanlık karıştırılmasa.

Yapılan yayınlar ihlasla yapılsa. Müslümanların parası, imkânı, hürriyeti, unu yağı var ama bu hizmet helvasını kim pişirip kotaracak.

Hizmet etme durumunda bulunan sorumlu bilenler büyük vebal altındadır.







Köpeğine Annelik Yapan Kadın

Amerikalı bir kadın, Kelly adlı köpeğinin içindeki annelik duygularını tatmin ettiğini söylüyor ve adeta köpeğe annelik yapıyor. Köpeğini oğlu kadar sevdiğini hatta çoğu zaman oğuldan fazla sevdiğini belirtiyor. Bu düşüncesini açıklarken de, oğlunun bağımsız hareket ettiğini köpeğin ise kendisine her durumda bağlı kaldığını söylüyor. Bu durum, sevme, sevilme, güvenme ve bağlanma gereksinimini karşılayamayan modern insanın içine düştüğü çıkmazları özetler mahiyettedir.

Zira her kadın fıtri olarak analık özelliğine sahiptir. Bu bir çocuğun sadece fiziki ihtiyaçlarının karşılanması ile sınırlı değildir.

Anne çocuğun duygusal ihtiyaçlarını karşılamak üzere, sevgi ve şefkatle donatılmıştır.  Çocuk ne kadar almaya ihtiyaçlı ise anne de bir o kadar vermeye ihtiyaçlıdır.  Bu alış veriş anne ile çocuk arasında gelişen bağlılık neticesinde gerçekleşir. Günümüz kadınları, çocuğun sadece fiziki ihtiyaçlarını karşılayarak sorumluluklarını yerine getirdiklerini düşünüyorlar. Bunun sonucunda iki sorun ortaya çıkıyor.

1- Kadının fıtratında mevcut olan, şefkat, sevgi ve sahiplenme duygusu hedefine ulaşamadığından, farklı mecralara kayıyor. Anneliği yaşayamayan kadın, evine bir kedi ya da köpek alıyor, sosyal faaliyetlere katılıyor, hobiler ediniyor ve bu gereksinimi farklı şekillerde gidermeye çalışıyor.

2- Annenin sevgisine en az ekmek ve su kadar ihtiyaçlı olan çocuklar, bu boşluğu kurdukları oyunlar, edindikleri arkadaşlar ve internet vasıtasıyla gidermeye çalışıyorlar. Maddi ihtiyaçları karşılanan çocuk kendisini sevgiden mahrum bırakan anne ile bir bağ kuramıyor.

Rabbimiz evreni olağanüstü bir intizam içinde yaratmıştır. Burada her varlığın kendi içinde bir görevi ve doldurduğu bir boşluk var.  Bu bir dengedir ve bu denge korunmalıdır. Yani, doğaya ve hayvanlara biçilen görev bellidir ve bizler bu varlıklara bunun dışında bir rol yükleyemeyiz. Aksi takdirde yaşadığımız dünyanın düzenini bozmuş olabiliriz.









Güven Dağı

Sağlam, yerinde duran güvenilen şeydir dağ imgesi. Sırtını dağa vermek güvende olmak, emin olmak gibidir aslında. Bu genel bir tanımlama.

Güven ile güvensizlik kavramları birbirinin zıddı, biri olumlu biri olumsuzu imler. Biri insanı daha emin kılıyor, biri ise insanı kaypak bir düzleme çekiyor.

Medeniyetimiz geleneğinde ya da insanlık tarihinde yeryüzü mekânları içinde insana en çok güven veren ve yaslanılandır dağlar. İnsan yerleşimlerini yaparken sırtlarını dağlara tepelere veriyorlar. Elbette bunun birçok nedeni var.

İnsana güven duygusu kolay sağlanamıyor. Nedeni de insan en kapalı ve bilinmeyen bir varlık. İnsanın birbirini tanıması, anlaması için belirleyici olan bazı hâller var.

Ticari ortaklıklarda bulunanlar birbirlerini daha iyi anlarlar. Çünkü çıkar ilişkileri insanların mizaçlarını ortaya koymada birebir belirleyici. Bir de ticari faaliyet içinde bulunanlar insanlarla daha sıkı fıkıdırlar. Onlar insanı anlama ve tanımada daha şanslılar. Çünkü genelde esnaf bir anlamda insan sarrafı olabiliyor. Ortaklar ise birbirlerini tanımada anlamada ve sınamadadır. Para ve çıkar ilişkisi insan mizacını çak çabuk ortaya koyabiliyor.

İnsanın insanı tanıması ve bilmesinin üzerinden çok geçmeden araya mesafeler giriyor. Birbirlerini tanıdıkça birbirlerinden de uzaklaşıyorlar. Onları birbirine bağlayan nedenler nelerdir, bunlar asıl önemli olanı. Çıkar ilişkilerinin sınırları çıkarladır. Farklı dil ve üslup, kimi davranış biçimleri, mimikler, konuşmalar arasındaki ince ayrıntılar zaman içinde belirleyici oluyor. Kişi çıkarının zedelendiğini ve zarar gördüğünü anladığı anda tepkisin bir biçimde dışa vuruyor. Elbette ilişkileri salt çıkar düzleminde ele almak doğru değil, değil ama uçurumları en çok hızlandıran nedenlerin başında geliyor.

Tükettim, bütün yönleriyle insanı kuşatmış. Bir anafora kapılmış bulunuyor. Kişiler bir dava uğruna yıllarca savundukları düşüncelerinden vazgeçiyor, daha önce ileri sürdükleri düşüncelerini bir çırpıda silebiliyor, yeni yere ve zamana anında kendini uyarlıyor. O kişilik gidiyor yerine bir başkası geliyor, gelebiliyor. Kendini ve çevresini buna inandırmaya zorluyor. Zorluyor çünkü kendisi de kendi durumuna ve hâline inanmıyor. Asıl açmaz burada.

Bir düşünce ve dava bilinci etrafında buluşanlar ise sadakat ve bağlılıklarını nereye kadar sürdürüyorlar, kendilerini ne kadar verebiliyor ya da adayabiliyorlar bunu ilerleyen zaman gösteriyor. Şunu görüyoruz ki sadakat gösteren insanlar çok azdır. Dostluklar da sınırlıdır. Dost insanların sayısı da alabildiğine azdır. Fedakâr olan dostlar kendilerini ne olursa olsun adarlar. Bireysel çıkarlarını asla öne çıkarmazlar. Bu, sahih dostlar için geçerlidir.

Özellikle günümüzde insanın çıkarcılığı ve hatta bencilliği çok daha kendini gösteriyor. Güven duyulan en umulmadık insanların bir anda çıkar ya da başka nedenler söz konusu olunca nasıl savrulup gittiklerini görüyoruz. Bu da insanda derin bir sarsıntı oluşturuyor. Kime nasıl ve niçin güvenilecek soruları ve sorunları insanın merkezinde yer alıyor.

Gerek ticari ortaklıklar gerek dava bilincindeki yolculuklar ve gerekse diğer yolculuklarda insan insanı çok daha iyi tanıyor ve anlıyor. Elini tutuğunuz, birlikte yürüdüğünüz birinin bir anda bir başka duruma evrilmesi güveni zayıflatıyor. İnsanların birbirlerine olan güvensizlikleri ciddi bir sorun hâline geliyor. Bu da insanı vehham yapıyor. Vehm içinde insana bakmak kadar sıkıntılı bir durum olmasa gerek.

Vehim ise ciddi psikolojik bir sorun ama insanı o kadar duyarlılaştırıyor ki, kime, nasıl ve niçin bakacağı konusunda kuşku sahibi oluyor. Zaman içinde de insana olan güvenin tamamen yok olmasına yol açıyor ve bir hastalığa dönüşüyor.











 

Kim gelip girse bu gün Sâminî gülzârina
Bir kademde vâsil olur her kisi dildârina

Bir nefesde mürde dil bulur hayât-i câvidân
Sâminî enfâs-i kudsîden erer hem yârina

Âlem-i mânâda sâh olmak dilersen tâlibâ
Gel bugün ver varligin Sâminî'nin vârina

Hem gönül âyinesin derd-i sivâdan pâk kil
Er huzûr-i hazrete yanma bu furkat nârina

Âlem-i kudse erismek ister isen Bedriyâ
Sidk ile gel bende ol gir Sâminî bâzârina.

İmam Efendi Hz.

 
 

 

 


Anket

Şu an bu bloğun içeriği yok.

GÜNÜN AYETİ



Yurtlarında gezip dolaştıkları nice nesilleri kendilerinden evvel yıkıma uğratmış olmamız, hala onları doğru yola iletip yöneltmedi mi? Elbette, bunda ayetler vardır; yine de işitmiyorlar mı?

Secde Suresi / 26. Ayet



Ey Benim iman eden kullarım ! Benim arzım geniştir, o halde Bana ibadet edin, her nefis ölümü tadacak, sonra döndürülüp bize getirileceksiniz ve iman edip salih ameller yapmış olanlar, elbette onları cennetin altlarından ırmaklar akan yüksek köşlerine yerleştireceğiz, o halde ki oarda ebedi olarak kalacaklar ! ne güzeldir mükâfatı o iş görenlerin.

ANKEBUT SURESİ AYET 56_57_58

GÜNÜN HADİSİ




Medine'de birgün Efendimiz (s.a.v) bir grup sahabi ile birlikte otururken karşıdan, yamalı elbisesiyle Mus'ab b. Umeyr (r.a) göründü. Efendimiz (s.a.v) onun Mekke'deki gösterişli halini hatırlayıp ağladı ve sonra şöyle buyurdu: Gün gelip sabah bir elbise, akşam bir elbise giyseniz, evlerinizi Ka'be'yi süslediğiniz gibi süsleseniz, haliniz nice olur?" yanında bulunan sahabîler, "O gün, dediler, biz bugünümüzden çok daha iyi oluruz. Çünkü hayat külfetimiz karşılanmış olacak, biz de ibâdete daha çok vakit ayıracağız."

"Hayır! buyurdu, bilakis siz bugün o günden daha iyisinizdir." (Tirmizî, "Kıyamet", 36)





 Resulullah (s.a.a): “Evet, Allah’a andolsun ki, bunlar olacaktır. Ya Selman! O zaman ümmetimin zenginleri gezi, orta hallileri ticaret, fakirleri ise gösteriş için hacca gidecekler. İşte o zaman bir grup insan, Kur’an’ı Allah’tan gayrisi için öğrenecekler, veled’üz-zinalar çoğalacak, Kur’an’la teğanni edilecek, dünya için birbirlerine düşman olacaklar.”


Günün Sözü


Döndüm sana Yâ Müsîeân, doğru kapînâ gelmişem:
Lütfün dilerim El'aman, doğru kapına gelmişem.

Geldim kapînâ bir garip, derd-î dil'e Sen'sin tabib,
Reddeyleme Sen Yâ Mücib, doğru kapına gelmişem.

Bir bende'yim gayet zelil, rûy'im siyah ve hem hecîl
Şah Nakşibertdimdir delîl, doğru kapînâ gelmişem.

Derd-i dii'e sensin deva, dil hastasına ver şifa,
Yarab, bihakk-i Mustafa, doğru kapına gelmişim.

Yandım ilâhî el aman, nâr-i firak'a ben yanam,
Kârımdürür ah-û figan, doğru kapına gelmişim.

Çektim siva'dan ben elî, buldum sana doğru yolu
Münkir bana desün, deli... doğru kapına gelmişim.


Çektim bu denlhu firkati, bahşet ilâhi vuslatı
Yarab, habibin hürmeti, doğru kapına gelmişem.

Bedri gedayım ben zelil, kılmış beni cürmün alil
Rahm'it bana sen ya Celil, Doğru kapına gelmişem.


Hafız Osman Bedrettin

 

Tüm Hakları Saklıdır © 2007 - Bu Sitenin Tüm Sorumluluğu Aydın ŞİMŞEK\'e aittir.